+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden yunus emre'nin şiir anlayışı nedir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    yunus emre'nin şiir anlayışı nedir





  2. HARBİKIZ
    Bayan Üye





    Cevap: yunus emre'nin şiir anlayışı nedir
    Bizim klasiğimiz var mıdır? Hangi yazarımızın eserine klasik desek yakışır? Zaman zaman bu soruyu tartışırız. Klasik sıfatının iki anlamını göz önüne alalım. Bunlardan biri örnek olmak, başka yazarlar için bir mükemmellik örneği. Öteki, zamanın süzgecinden değerini yitirmeden geçmek, diri kalmak. Klasiğin eski Yunan ve Latin edebiyatına bağlanmak gibi bir anlamı da var. Ama bu bizim edebiyatımıza uygulanamaz.

    Yalnız dili ile değil, bize sunduğu şiir yükünün ağırlığı ve dünya görüşünün eskimemesi ile de mükemmellik örneği olan bir klasiğimiz vardır. Bu sanat eri, üstelik, yedi yüz yıl gibi uzun bir zamanın süzgecinden geçerek, eskimeden, değerinden hiçbir şey yitirmeden bize kadar gelmiş. Klasik demek Yunus Emre’ye yakışır. Bizim, belki de, tek klasik eserimiz Yunus Emre’nin şiiridir. Yunus Emre anlayışı, bizimkinden biraz değişik de olsa, Burhan Ümit Toprak ”Onun divanı bizim Divinia Commedia’mızdır” derken haklı. Yunus Emre de, kendi şiirinin ölmezliğinin bilincinde; diyor ki: ”Her gün yeni doğarız bizden kim usanası.” Yunus Emre, şiir alanında ilk büyüktür. Yalnız sanatı ile değil, şiir dilimizin kurucusu olmakla da, dil reformculuğu ile de ilktir. Batı edebiyatı için, eski olmak bakımından, Yunan ve Latin klasiği neyse, bizim için de Yunus’un eseri odur.

    Yunus’tan sonra gelen derviş şairlerin, Sait Emre’nin ve başkalarının, Yunus Emre’nin eserini güzel şiirin örneği saydıkları, onun gibi yazmak istedikleri bilinir. Bunların içinde, şiir- adını Yunus koyarak, onun gölgesinde dalgalanmak isteyenler de olmuştur. Ama, divan şairlerimizin de, Yunus Emre’den etkilendikleri pek bilinmez. Oysa, divan edebiyatının kuruluş dönemi olan 15′inci yüzyılda, söz gelimi, Necati Bey de Yunus Emre’yi biliyor, onun şiirinden etkilenmiş. Şu örneklere bakalım.

    Yunus Emre:

    Acep şu yerde var’ola

    Şöyle garip bencileyin

    Bağrı başlı gözü yaşlı

    Şöyle garip bencileyin.

    Gezdim Urum ile Şam’ı

    Yukarı illeri kamu

    Necati Bey (öl.1509):

    Bağrı başlı gözü yaşlı yıldızı alçak olur

    Her kişi düşmen olur ger eylese kavga garib.

    Geh Mısır iklimlerin seyrettirir geh Rum ilin

    Geh Acem mülkün temaşa kıldırır sevda garib

    (Ali Nihat Tarlan, Necati Beg Divanı s. 161)

    Yunus Emre:

    Aşkın aldı benden beni

    Bana seni gerek seni

    Ben yanarım dünü günü

    Bana seni gerek seni.

    Necati Beg:

    Dünyayı bir yana kosalar, bir yana seni

    Bana seni gerek seni ey bivefa seni.

    (Divan s. 517)

    Ben, 17′nci yüzyılın büyük divan şairi Nedim’de bile, yer yer Yunus’un havasını bulurum. Nedim’in ….. ”yeni bağrımda başım var” gazeli bana hep Yunus’u hatırlatmıştır.

    Yunus’tan iki yüz yıl sonra, İran’da, halkın dili ve şiir biçimleri ile yazan Şah İsmail de, bu büyük ustanın etkisinde. Şah İsmail’in bir şiiri Yunus Emre’ninkinin nerdeyse tam kopyası.

    Hatayi (Şah İsmail):

    Sözünü bir söyleyenin

    Sözünü eder sağ bir söz

    Pir nefesin dinleyenin

    Yüzünü eder ağ bir söz.

    (İ.Z. Eyüboğlu. s. 124).

    Yunus Emre:

    Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz

    Sözü bişirip diyenin işini sağ ede bir söz.

    Yunus şiirinin süreli etkisini görmek için Cumhuriyet dönemi şairlerini birer birer taramaya gerek yok. Onların nicesinde Yunus’tan izler bulmak zor değildir. Bir devrim şairi olan Nâzım Hikmet bile Yunus’un dilinden konuşmuştur:

    Türk Köylüsü

    ”İsrafil surunu urur mahlukat yerinde durur.”

    Toprağın nabzı başlar onun nabızlarında vurmaya

    Ne kendi nefsini korur Ne düşmanını kayırır

    ”Dağları yırtıp ayırır kayalar kesip yol eyler ab-ı hayat akıtmaya.”

    (Nâzım Hikmet, Kıyamet Sureleri’nden.)

    Yunus Emre:

    Yüzbin Ferhad külünk almış, kazar dağlar bünyadını

    Kayalar kesip yol eyler ab-ı hayat akıtmaya.

    Çağında sevilmek, Türk şiir dilinin kurucusu olmak, ölümünden iki yüz yıl sonra, yeni kurulmakta olan divan edebiyatını etkilemek, İran’da Türk dili ile yazan bir halk şairi tarafından bilinip sevilmek, yedi yüz yıl sonra, Cumhuriyet aydınlarınca yeniden keşfedilmek, haydi efsanenin duygusal gerçeğini de buna ekleyelim; suda balıklarca, gökte meleklerce okunmak. Klasik olmak için başka hiçbir niteliğe gerek yok.







+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi