+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Çevre kirliliği salgın hastalıklara neden olması ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Çevre kirliliği salgın hastalıklara neden olması





  2. ENGİN
    Özel Üye





    Cevap: ÇEVRE KİRLİLİĞİ

    Her türlü madde ya da enerjinin doğal birikimin çok üstündeki miktarlarda çevreye katılmasına çevre kirliliği denir. İnsan milyonlarca yıl evvel dünya üzerinde yaşamış ve bulunduğu çevreyi de kendi arzusuna göre değiştirmeye başlamıştır. Bilhassa 20.yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım, sanayiinin gelişmesi ve insanın bir anlık para kazanma hırsı ile birey çevresini unutmuş ve kirliliğe terk etmiştir. Kirlenme, kirleticilerin etkilediği ortamın niteliğine göre; hava, su ve toprak kirlenmesi olarak sınıflandırılır.çoğu kirletici, aynı anda birden çok kaynağı etkileyebilir.çevre kirliliği canlılar içinde en çok insanları etkilemektedir.böylece insanoğlu dolaylı yoldan kendine zarar vermiş olur. Çünkü; insan doğaya değil doğa insana sahiptir. İnsan doğaya zarar verince içinde bulunduğu halkaya zarar vermiş olur. Ben ödevimde çevre kirliliğini üç ana başlık altında inceleyeceğim. Bunlar toprak kirliliği, hava kirliliği ve su kirliliği ve neden olan maddeler. Son olarak ise çevre kirliliğine karşı alınabilecek önlemler.







  3. ENGİN
    Özel Üye
    ÇEVRE VE SAĞLIĞIMIZ:
    Bütün canlıların uyum içinde yaşadıkları alana doğal çevre denir. Tabiattaki bütün canlılar çevremizdeki diğer varlıklarla uyum içinde hayatlarını devam ettirirler. Canlılar ile canlı varlıklar arasında canlılar ile cansız varlıklar arasında bir madde alış-verişi ilişkisi ve uyumu mevcuttur.
    Örneğin,ormanlarda tüm bitki,hayvan ve mikroskobik canlılar uyum içinde yaşar.Çevreyi oluşturan canlı halkalardan birinin yok olması,diğer canlıların olumsuz etkilenmesine neden olur.(Besin zinciri)
    Örneğin,ormanların yok olmasının çevreye çeşitli etkileri vardır;
    *Ormanda yaşayan canlı türleri yok olur.
    *Hava kirliliği artar.
    *Yağışlar azalır.
    *Erezyon artar.

    İNSANLARIN ÇEVREYE ETKİLERİ
    Kullandığımız yakıtlardan kül ve zehirli gaz gibi atıklar açığa çıkar. Baca ve egzozlardan çıkan zehirli gazların birleşmesi sonucu asit yağmurları oluşur.
    Asit yağmurları temas ettiği bitki örtüsünün yok olmasına,insanlarda deri ve akciğer hastalıklarına neden olur. Çevre kirliliğini azaltmak için yüksek kalorili,kül ve zehirli gaz çıkışı az olan yakıtlar kullanılmalıdır.(doğal gaz,taş kömürü)Deniz kazaları ile denize dökülen petrol,su üzerine yayılır. Su üzerine yayılan petrol kısa sürede temizlenmediğinde suyun güneş ışığı ve hava ile temasının kesilmesine neden olur. Bu olay suda yaşayan canlıları olumsuz etkiler.

    ATIK ÇEŞİTLERİ
    Çevreye atılan ve doğal dengeyi bozan zararlı maddelere atık denir.
    Kağıt,bitki kalıntıları,sofra artığı,hayvan leşleri ve doğal gübre gibi organik (canlı kökenli) atıklar mikroorganizmalar tarafından parçalanarak yeniden tabiata kazandırılır. Fakat bu atıklar,çevreye atıldığında mikropların üremesine de uygun ortam oluşur.
    Cam şişe,teneke kutu,petrol,plastik,pet şişe,deterjan,tarım ilacı ve pil gibi maddeler tabiatta kalıcı kirliliğe neden olur.
    Kalıcı kirliliğe neden olan atık maddelerin rasgele çevreye atılmaması ve sanayide yeniden kullanımı sağlanmalıdır. Cam,kağıt,teneke,pil ve plastik sanayide yeniden kullanılır.

    KİRLİLİKTEN ETKİLENENLER
    1-)SU
    2-)HAVA
    3-)TOPRAK

    KİRLETEN KAYNAKLAR
    *Zehirli Maddeler
    *Radyoaktif Maddeler
    *Petrol Ve Petrol Ürünleri
    *Evsel Ve Kentsel Atıklar
    *Endüstriyel Atıklar
    *Gürültü

    1-) SUYUN CANLILAR İÇİN ÖNEMİ
    Canlıların hayatlarını devam ettirebilmeleri için suya ihtiyaçları vardır. Hücrenin büyük bir bölümü (2/3) sudan meydana gelmiştir. Hücrede meydana gelen biyokimyasal olaylar için su gereklidir.
    Ayrıca dünyanın ¾ ü suyla kaplıdır. Bu suların ancak %0,003 ü içilecek niteliktedir. İçilecek su kaynakları,yer yüzü suları/baraj,göl,gölet) ve yer altı suları (kaynar,artezyenler)dır.

    SU KİRLİLİĞİNİN SEBEPLERİ
    *Endüstriyel kuruluşlarca bırakılan artıklar(petrol,boya,deterjan,ağır metaller,kanalizasyon)
    *Tarımda kullanılan zehirler ve fazla kullanılan gübreler
    *Hayvansal ve evsel artıklar
    *Sulara bırakılan kurşun,civa
    *Lağımların sulara karışması

    SU KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ
    *Arıtma tesisleri kurulmalı ve özenle işletilmeli
    *Belirli yerlerde nüfus artışının önüne geçilmeli
    *İnsanlar bilinçlendirilmeli
    *Su kaynaklarının korunması için iyi politikalar geliştirilmeli,plan ve programlar yapılmalı
    *Hava ve toprak kirliliğine sebep olan faktörler ortadan kaldırılmalıdır

    2-) HAVANIN CANLILAR İÇİN ÖNEMİ
    Hava,canlılar için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Özellikle havada bulunan oksijen canlılarda besinlerin yıkımında rol oynadığından çok önemlidir.
    Havada bulunan gazların;
    %78 i Azot
    %21 i Oksijen
    %1 i Diğer gazlardan oluşur.

    HAVA KİRLİLİĞİ VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ
    Hava kirliliğine sebep olan etkenler şunlardır;
    *Sanayiden çevreye bırakılan gazlar
    *Araçların egzosundan çıkan gazlar
    *Fosil yakıtlardan (petrol,kömür vs.)çıkan gazlar
    *Fosil yakıtların yanması sonucu ortaya çıkan karbondioksit, azot oksitleri,kükürt oksitleri asit yağmurlarına neden olur.
    *Hava kirliliğinin zararları bitki,hayvan ve insanlara daha fazladır.

    İnsanlarda hava kirliliği;
    *Solunum yolu rahatsızlıkları
    *Astım-bronşite
    *Vücudun savunma mekanizmasının zayıflamasına neden olur.



    HAVA KRİLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    *Hava kirliliğinin en önemli nedenlerinden olan fosil yakıtlar olabildiğince az kullanılmalı. Bunun yerine doğalgaz, güneş enerjisi, jeotermal enerji vb. enerjilerin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
    *Karayolu taşımacılığı yerine demiryolu ve deniz taşımacılığına ağırlık verilmelidir.Büyük kentlerde toplu taşıma hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Böylece otomobil egzoslarının neden oılduğu kirlilik azaltılabilir.
    *Sanayi kuruluşlarının atıklarını havaya vermeleri önlenmelidir.
    * Yeşil alanlar arttırılmalı, orman yangınları önlenmelidir.
    * Ozon tabakasına zarar veren maddeler kullanılmalıdır.

    TOPRAĞIN CANLILAR İÇİN ÖNEMİ
    Yeryüzünün en üst tabakasını oluşturan örtüye toprak denir. Toprak tüm canlıların besin ve hayat kaynağıdır. Bitkiler;insan ve hayvanların,toprakta bitkilerin besin kaynağıdır. Çünkü bitkiler ihtiyaç duyduğu inorganik besin ve suyu topraktan alırlar.
    Toprağın canlılara sağladığı faydalardan biri de yer altı sularının süzülerek canlıların kullanabileceği hale getirilmesidir.(doğal arıtma)

    TOPRAK KİRLİLİĞİ
    Toprak kirliliğine neden olan başlıca etmenler;
    Ev, iş yeri ve hastahane atıkları,
    Radyoaktif atıklar,
    Hava kirliliği sonucu oluşan asit yağmurları,

    Gereksiz yere ve aşırı miktarda yapay gübre, tarım ilacı vb. kullanılması.
    Tarımda gereksiz yere ya da aşırı hormon kullanımı
    Suların kirlenmesi. Su kirliliği toprak kirliliğine neden olurken, toprak kirliliği de özellikle yer altı sularının kirlenmesine neden olur.

    TOPRAK KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?
    Toprak kirliliğinin önlenmesi için yapılabilecek bazı şeyler şunlardır;
    *Verimli tarım topraklarında yerleşim ve sanayi alanları kurulmamalı yeşil alanlar arttırılmalıdır.
    *Ev ve sanayi atıkları toprağa zarar vermeyecek şekilde toplanıp depolanmalı ve toplanmalıdır.
    *Yapay gübre ve tarım ilaçlarının kullanılmasında yanlış uygulamalar önlenmelidir.
    *Nükleer enerji kullanımı bilinçli şekilde yapılmalıdır.

    SES KİRLİLİĞİ
    Sanayileşme ve modern teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan çevre sorunlarından biri de ses kirliliğidir. Gürültü de denilen ses kirliliği, istenmeyen ve dinleyene bir anlam ifade etmeyen sesler ya da insanı rahatsız eden düzensiz ve yüksek seslerdir. Ses kirliliğinin yaratan önemli etmenler;
    *Sanayileşme
    *Plansız kentleşme
    *Hızlı nüfus artışı
    *Ekonomik yetersizlikler
    *İnsanlara, gürültü ve gürültünün yaratacağı sonuçları konusunda yeterli ve etkili eğitimin verilmemiş olmasıdır.
    Ses kirliliği, insan üzerinde çok önemli olumsuz etkiler yaratır. Bu etkileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

    SES KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    *Ses kirliliği aşağıdaki uygulamalarla önlenebilir;
    *Otomobil kullanımını azaltacak önlemler alınmalıdır.
    *Ev ve iş yerlerinde ses geçirmeyen camlar(ısıcam gibi) kullanılmalıdır.
    *Eğlence yerleri vb. ortamlarda yüksek sesle müzik çalınması engellenmelidir.
    *Gürültü yapan kuruluşlar şehirlerin dışında kurulmalıdır.

    RADRASYON

    Radyoaktif element denilen bazı elementlerin atom çekirdeğinin kendiliğinden parçalanarak etrafa yaydığı alfa, beta,ve gama ışınlarına radrasyon denir. Çevreye yayılan bu ışınlar, canlı hücreleri doğrudan etkileyerek mutasyon denilen genlerdeki bozulmaya neden olur. Çok yoğun olmayan radrasyon, canlının bazı özelliklerinin değişmesine neden olurken yoğun radrasyon, canlının ölümüne neden olabilir. Örneğin; 1945’te Japonya’ya atılan atom bombasın, atıldıktan sonra 7 gün içinde, vücutlarının tamamı 10 saniye radrasyon almış insanların %90’ı hiçbir yara ve yanık izi olmadan öldü. 26 Nisan 1986’da Çernobil’deki nükleer kazanın; ani ölümler, gebe kadınlarda düşük olayları kan kanseri, sakat doğumlar gibi olumsuz etkileri oldu.
    Bir çevredeki belli bir dozun üzerinde olan radrasyon, canlının vücut hücrelerini etkileyerek doku ve organlarda bozulmalara ,anormalliklere, üreme hücrelerini etkileyerek doğacak yavrularda sakatlıklara neden olur. Uzun süre radrasyon etkisinde kalmanın yaratacağı sonuçlar aşağıdaki gibi sıralanabilir;

    RADRASYONUN ETKİLERİ

    * Kanser oluşması
    * Ömrün kısalması
    *Katarakt oluşması,

    RADRASYONUN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    *Özel giysiler(kurşun önlük,özel maske)kullanılmalıdır.
    * Radrasyon kaynağından uzak durulmalı, en kısa sürede radrasyonlu ortam terk edilmelidir.
    *Radrasyonlu cihazlarla yapılan teşhis ve tedaviye sık sık başvurulmalıdır.







  4. ENGİN
    Özel Üye
    ÇEVRE BİLGİSİ

    Çevre : İnsanı etkileyen ve insanlardan etkilenen dış ortama denir.

    Çevre koruma : Çevre kirliğini önlemek amacıyla yapılan çalışmalara denir.

    Atık : Çevrede bozulma meydana getirecek miktarda çevreye boşaltılan maddelere denir.Atıklar çirkin görünüm arz etmesinin yanı sıra pis koku yayar ve hastalık bulaştıran zararlıların üremesine sebep olur.

    Çevre Kirliliği : İnsanların faaliyetleri sonucu havada, suda, toprakta meydana gelen olumsuz gelişmeler, ekolojik dengenin bozulması, gürültü koku, ve atıkaalrın meydana getirdiği zararlı sonuçlardır.

    Çevre Hakkı : Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını ihlal edenlere karşı yargı mercileri önünde savunma hakkıdır.

    Gürültü : Kişilerin huzurunu, ruh ve beden sağlığını bozacak seviyede çıkartılan, istenmeyen seslerdir.

    1- Hava kalitesini bozan kirlilik sebepleri:

    a) Bakım yapılmamış araçların fazla yakıt yakması,
    b) Temiz olmayan yakıt kullanılması,
    c) Trafik yoğunluğunu,
    d) Zorunlu haller dışında araç kullanma,
    e) Trafik yoğunluğu nedeniyle aracın uzun süre trafikte seyretmesi,
    f) Duraklama ve park etme sırasında motorun gereksiz yere çalıştırılması,
    g) Araç motoru rölantide çalışırken egzozdan çıkan karbon monoksit gazı
    % 3,5'den, araç hareket halindeyken % 4,5'den fazla olmamalıdır.
    h) Araçların egzoz gazları, yağ ve yakıt sızıntıları, akıntıları ve buharları, lastik tozları ve parçaları, araçların taşıdıkları yüklerin tozaması, buharlaşması v.b.
    ı) Taşıtlara taşıma sınırı üzerinde yük yüklemek, aşırı hızlı gitmek, araç dışına gereksiz aksesuarlar takmak, seyir halinde camları açmak, lastik havalarının uygun seviyede olmaması, gereksiz yere taşıt kullanmak havayı kirletir.
    Küçük silindir hacimli taşıtların kullanılması, aynı güçte olan taşıtlardan hafif olanının tercih edilmesi, yürüyerek gidilebilecek yere her hangi bir araçla gidilmemesi çevrenin korunması için alınacak tedbirlerdendir. Kurşunsuz yakıt kullanılmalı, çünkü havadaki kurşun kirliliğinin en önemli kaynağı taşıtlardır. Üstelik kurşunsuz yakıt kullanan araçların egzoz sistemlerindeki katalitik konvektör, egzozdan çıkan zehirli gazların zehirleyici etkilerini azaltmaktadır. Mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarından yararlanmalıdır. Araç kullanırken trafiğin yoğun olmadığı saatleri, trafiğin yoğun olmadığı yolları tercih etmek gerekir. Gidilecek yere en kısa mesafeden gidilmelidir. Kısa mesafenin seçilmesi, enerji ve yakıt tasarrufu sağlamanın yanı sıra çevrenin kirletilmemesi bakımından da yarar sağlar. Üstelik turistlerde temiz bir ülkeyi tercih ederler.
    Hava kirliliği, insanlarda nefes darlığı, kanser ve toplu ölümler gibi zararlara yol açmaktadır.

    2- Toprak Kirliliği

    Otomobil, minibüs, Otobüs, kamyonet, kamyon, çekici ve lastik tekerlekli traktörlerde.
    a) Araç bakımlarının uygun ortamlarda yapılması, motor yağı, yakıt, asit vs. atıkların toprağa dökülmesi,
    b) Araçlarda kullanılan, yenilen ve içilen maddelerin artıklarının çevreye atılması,
    c) Kimyasal ve radyoaktif maddelerin emniyet tedbirleri alınmadan taşınması, (Radyoaktif maddelerin yüklenmesi, taşınması ve boşaltılması için Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'ndan izin alınması zorunludur.)
    d) Sürücülerin orman ve tarım arazisi yangınlarına sebep olmaları,
    e) Dökülecek, taşacak tozacak vb. şekillerde yük taşımak.
    Bunlar toprak kirliliğine neden olur.

  5. ENGİN
    Özel Üye
    Çevrebilimciler çevreyi canlı, cansız bütün doğal varlıkların ve doğa-daki insan yapısı öğelerin bütünü olarak tanımlarlar. Bu çevre, çeşitli insan etkinlikleri sonucunda oluşan atıklar, duman, zehirli kim-yasal maddeler ve öbür zararlı maddelerle sürekli kirlenmektedir. Toprak, su ve hava kirliliğinin yanı sıra gürültü ve radyoaktiflik gibi daha yeni öğeleri de kapsayan çevre kirliliği günümüzde tüm dünyada önemli bir sorun haline gelmiştir. Özellikle büyük kent-lerde ve sanayi bölgelerinde insan sağlığını tehdit eden ciddi boyutlara ulaşan ve 1970'lerden başlayarak geniş kitlelerin ilgisini çeken çevre kirliliği aslında yeni bir sorun değildir. Yeni olan, bu kirliliğin tüm dünyada ulaştığı ciddi boyutlar ve insanların bu tehli-kenin bilincine varmaya başlamalarıdır.
    Ortaçağda özellikle kentler çok pisti, su kaynakları kirliydi ve salgın hastalıklar hızla yayılırdı. Kentlerin koşulları zamanla iyileşti-rildi, ama Sanayi Devrimi'nden bu yana hızla büyüyen sanayi üretiminin ortaya çıkardığı atıklar çevre kirliliğine yeni boyutlar getirdi. Artan ve belirli kentsel alanlarda yoğunlaşan nüfusun çeşitli etkinlikleri sonunda ortaya çıkan atıkların yok edilmesi gittikçe daha karmaşık bir soruna dönüştü. Artan enerji gereksinimini karşılamak için kullanılan ya-kıtların dumanı havayı, akarsu ve denizlere boşaltılan atıklar suları kirletti. Kısa sürede çürüyüp ayrışarak doğaya karışan organik atıklara, uzun yıllar bozulmadan kalan plas-tik, metal, cam gibi sanayi atıkları eklendi. Çöplükler geniş alanlara yayıldı. Zehirli kimyasal ve radyoaktif maddelerden olu-şan atıklar bütün canlı varlıklar için tehlike oluşturmaya başladı. Kirliliğin en yoğun oldu-ğu yerlerde insanlar ve hayvanlar ölmeye başladı, bitkiler kurudu. Doğadaki dengelerin bozulması yaşamı tehdit etmeye başlayınca, daha çok sayıda insan çevre kirliliğinin tehli-kesini gördü ve bunun önlenmesini istemeye başladı. Çevre kirliliğini önlemenin yolları aranıp bulundu. Ama kirliliği önleyecek bü-tün önlemler ek harcamalar gerektirdiği ve sanayi üretimini daha pahalı hale getirdiği için bunların her zaman istekle uygulandığı söyle-nemez.
    Çevre kirliliğini azaltmak için en iyi çözüm atıkların sanayinin hammadde gereksinimini karşılamakta kullanılmasıdır. Örneğin, kulla-nılmış şişe ve camlar, metal, kâğıt ve plastik atıklar bu maddelerin yeniden üretiminde hammadde olarak kullanılabilir. Öte yandan, denizlere bo-şaltılan atıklar önceden arıtılarak zararlı mad-delerden temizlenmeli, radyoaktif ve zehirli kimyasal atıklar özel koruyucular içinde yer-altına gömülmelidir. ABD'deki Love Canal olayı bu tür atıkların tehlikelerini açıkça ortaya koymuştur. New York eyaletinde, Niagara Çavlanı yakınında plastik ve kimya-sal maddeler üreten bir fabrika, 1940'lardan başlayarak atıklarını fabrika yakınındaki eski bir su kanalına boşaltmış, daha sonra doldu-rulan ve üzeri killi toprakla kapatılan kanalın üstünde okullar, evler yapılmıştı. Ancak 1971'de, zehirli kimyasal atıkların killi top-raktan sızdığı ve bölgenin, bazıları kansere neden olan kimyasal maddelerle kirlendiği belirlendi. Sonunda Love Canal yöresi felaket bölgesi ilan edilerek boşaltıldı. Sızıntıyı önle-mek ve kirlenmenin zararlarını gidermek için 20 milyon dolardan fazla para harcandı.

    Çöp Sorunu
    Büyük bir kentten bir günde toplanan çöpler dağ gibi bir yığın oluşturur. Hastalık taşıyan sinek, böcek ve farelerin üremesi için elverişli bir ortam oluşturan bu çöplerin kısa sürede ortadan kaldırılması insan ve çevre sağlığı açı-sından zorunludur. Üstelik bu çöplerin artık eskisi gibi yalnızca organik atıklardan oluşma-ması sorunun boyutlarını gittikçe genişlet-mektedir. Yenen sebze ve meyvelerin kabuk-ları, eti için kesilen hayvanların postları, boy-nuzlan, kemikleri, bağırsakları ya da çöpe atı-lan ekmek parçalan ile yemek artıkları za-manla bileşenlerine ayrılarak doğaya karışa-bilen atıklardır. Oysa doğada uzun yıllar hiç bozulmadan kalan metal, cam ve plastik eşya-lar çevre kirliliği yaratan etkenlerin başında gelir.
    Sokak ve caddelerde biriken çöpler yalnız kentleri çirkinleştirmekle kalmaz, insan sağlı-ğını tehdit eden birçok tehlikeyi de beraberin-de getirir. Örneğin sokağa atılan şişe kırıkları ya da paslanmış metal parçalan tehlikeli ke-sikler açabilir. Ayrıca çöplerdeki sebzeler ve hayvansal atıklar çok çabuk çürüdüğünden hem çevreye pis kokular yayar, hem de fare-lerin ve sineklerin üremesini kolaylaştırarak hastalıkların yayılmasında etkili olur. Bu yüz-den, çevreyi temiz tutmak ve sağlığı korumak amacıyla çöplerin toplanmasını ve yok edil: meşini birçok ülkede belediyeler üstlenmiştir. Çöp toplama hizmetinin sıklığı belediye büt-çesinden bu işe ayrılan paraya, çöp kamyonla-rı ile temizlik işçilerinin sayısına ve iklime bağlıdır. Çöplerin daha çabuk çürüyüp kokuş-tuğu sıcak ve nemli iklim kuşağındaki ülkeler-de çöplerin daha sık toplanması gerekir. Mo-dern çöp kamyonlarında, çöpleri parçalayıp sıkıştırarak her kamyonun daha çok çöp top-lamasını sağlayan sıkıştırma düzenekleri var-dır. Evlerdeki çöpleri kanalizasyon sistemine bağlı çöp öğütme makineleriyle yok etmek daha da sağlıklı bir yöntemdir. Bu düzeneğin bulunduğu evlerde çöpler hiç biriktirilmeden mutfak lavabolarına dökülür ve küçük bir elektrik motoruyla çalışan öğütücüde öğütü-lür. Böylece ince toz haline gelen çöpler suyla birlikte kanalizasyon borularına akar. Yalnız, metal ve plastik atıklar bu makinelerde öğütülemediği gibi çok iri kemikler de sorun ya-ratabilir.
    Toplanan çöpler eskiden denize dökülürdü. Ancak denizlerin kirlenmesinin sonuçlan or-taya çıkınca birçok ülkede denize çöp dökül-mesi yasaklandı. Bugün en çok gömme ve yakma yöntemleri kullanılmaktadır. Çöplerin kullanılmayan taşocaklarına ve benzeri çu-kurlara gömülmesini içeren gömme yönte-minde çöp katmanlar halinde yayıldıktan son-ra üstü toprakla kapatılır. Daha sonra toprak yüzeyi düzenlenerek buraları park ve yeşil alan olarak değerlendirilebilir. Yakma yönte-minde ise çöpler yakılarak bir enerji kaynağı olarak değerlendirilir. Eski Mısır'da yüzyıllar boyunca Kahire'deki hamamların yakılan çöplerden sağlanan ısıyla ısıtıldığı bilinir. Gü-nümüzde özel fırınlarda yakılan çöpler önce magnetik' ayıklayıcıdan geçirilerek içindeki metal parçaları ayrılır. Çöp yakma fırınlarının hava kirliliğine neden olmaması için bacaları-na filtre takılır.

    Su Kirliliği
    Her yıl milyonlarca ton çöpün döküldüğü denizler zamanla birer çöplüğe dönüşmüş, kuşkusuz bunun en büyük zararını deniz ve okyanuslardaki canlılar görmüştü. Çok mik-tarda pislik arıtılmadan kanalizasyonlardan deniz, göl ve ırmaklara akıtıldığı zaman su bu kadar çok pisliği arıtamaz. Sudaki tüm oksi-jen tükendiği için, balıklar ve atıkları ayrıştı-rarak zararsız maddelere dönüştüren bakteri-ler ölür. Sularda yalnızca oksijensiz yaşayabi-len, hastalık yapıcı bakteriler kalır. Özellikle sanayi bölgelerine yakın olan Akdeniz ve Japon Denizi ile Kuzey Amerika'daki Büyük Göller'de görülen kirlilik bütün okyanusları etkilemektedir.
    1950'lerde Japonya'da görülen Minimata hastalığının denize dökülen cıvalı atıklardan etkilenen ton balığının yenilmesinden kay-naklandığı belirlenmiştir. Fabrikaların denize döktüğü kimyasal atıklann içindeki ava önce kü-çük deniz canlılarının, sonra bunları yiyen daha büyük balıkların vücudunda birikiyor ve en sonunda o balıkları yiyen insanlara zarar verecek düzeye ulaşıyordu. 1986'da Kuzey Denizi'nde yapılan bir araştırmada, incelenen yassı balıkların beşte ikisinden fazlasında kan-ser hastalığına benzer belirtiler bulunmuştur. Kuşkusuz, kirlenme yalnızca insan sağlığını değil öteki canlıları da etkilemektedir.

    Hava Kirliliği
    Fabrika bacalarından çıkan duman ve motor-lu taşıtlardan çıkan egzoz gazları hava kirlili-ğinin temel etkenleridir. Havaya karışan kü-kürt dioksit gibi kimyasal maddeler havadaki nemle birleşerek asitlere dönüşür. Havadaki asit taş ve tuğlaları aşındırarak yapılara zarar verir. Egzoz gazlarıyla havaya karışan karbon monoksit ve hidrokarbonlar da insan sağlığı-na zararlıdır.
    Güçlü güneş enerjisinin etkisiyle havadaki yoğun duman içinde oluşan kimyasal tepki-meler de boğucu bir sise yol açar. Özellikle astımı ve akciğer hastalıkları olanlara çok zararlı olan bu sis ağaçları ve öteki bitkileri de zehirleyebilir. Londra, Los Angeles ve Tokyo gibi kentlerde hava kirliliğine bağlı sis büyük ölçüde denetim altına alınmıştır. Ama azgelişmiş ülkelerdeki Kalküta ve Meksiko gi-bi kentlerde hava kirliliği gittikçe artmak-tadır.
    Kömür, petrol gibi yakıtların dumanındaki kükürtdioksidin havadaki su buharı ile birle-şerek oluşturduğu sülfürik asit, asit yağmuru olarak yeryüzüne iner. Hava akımlarıyla sürüklenen duman yüzlerce kilometre uzakta bile asit yağmuruna yol aça-bilir. Asit yağmuru suların asitlilik derecesini artırarak canlılara zarar verir.
    Hava kirlenmesinin bir başka tehlikeli so-nucu atmosferin yüksek katmanlarında bir karbondioksit tabakasının oluşmasıdır. Kö-mür, odun, mazot gibi yakıtların yanmasıyla açığa çıkan karbon dioksitin oluşturduğu bu tabaka, yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarını engelleyerek atmosferin ısınmasına yol açar. Sera etkisi denen bu olgu Dünya'nın sıcaklığı-nın artmasına neden olmaktadır. Eğer enerji üretimi için odun, kömür ve petrol ürünleri-nin yakılması bugünkü düzeyde sürerse, 50 yıl içinde dünyamızdaki ortalama sıcaklığın 3°-5°C yükseleceği sanılıyor. Bunun sonucunda iklim özellikleri değişecek, bazı bölgeler çoraklaşacak, kutuplardaki buzlar eriyerek deniz düzeyi 5 metre kadar yükselecek, bir-çok liman ve Hollanda, Bengal gibi çok geniş alçak alanlar sularla kaplanacaktır.
    Hava kirliliğinin bir başka etkeni de aerosollerde ve soğutucularda kullanılan bazı gaz-ların havaya karışmasıdır. Eğer gerekli önlemler alınmazsa, bu olay sonucunda Dünya'da tüm canlılar Gü-neş'ten gelen morötesi ışınların zararlı etkileri karşısında korumasız kalabilir.

    Kimyasal Kirlilik
    Tarımda kullanılan gübreler ve böcek öldürü-cü ilaçlar da çevre kirliliğine neden olur. Gübrelerdeki kimyasal maddeler topraktan akarsulara karışarak su kaynaklarında ve denizlerde toplanır. Bunlar yosunların hızla büyüyerek sudaki tüm oksije-ni kullanmasına yol açar ve sonuç olarak sudaki yaşam sona erer. Zararlı böcekleri öldürmek için kullanılan zehirli ilaçlar yararlı canlıları da öldürmekte, bu tür ilaçların kulla-nıldığı tarlalardaki ürünleri yiyen hayvanlar da zehirlenmektedir.
    Bu konuda çok bilinen bir örnek DDT ile zehirlenme olayıdır. Böcek öldürmede kulla-nılan bu zehirli kimyasal bileşik doğada kolay-ca yok olmaz. Sulara karışarak; önce küçük su canlılarının, sonra onları yiyen balıkların vücuduna geçer. Beslenme zinciri boyunca ilerledikçe DDT balıkların vücudunda, yoğunluğu artarak birikir. Böy-le balıklan yiyen insanlar tehlikeli miktarda DDT almış olurlar. Bunun sonucunda kanser ve sakat bebek doğumları gibi olaylar ortaya çıkabilir. Pek çok gelişmiş ülkede DDT kulla-nımı yasaklanmıştır. Ama zararının pek iyi bilinmediği azgelişmiş ülkelere satmak için gelişmiş ülkeler DDT üretimini sürdürmek-tedir.
    Çevremizi kirleten çok çeşitli kimyasal maddeler vardır. Bunlar arasında dioksin, dieldrin ve öteki tarım ilaçları, hidrolik yağ ve plastik yapımında kullanılan poliklorodifenil (PCB) sayılabilir. Kadmiyum, kobalt, çinko, kurşun, nikel, cıva da aynı biçimde canlıların vücudunda birikerek insan ve hayvan sağlığını olumsuz etkileyebilir.

    Radyoaktif Kirlilik
    Nükleer enerjinin en büyük sakıncası, orta-dan kaldırılması gereken radyoaktif atıkların ortaya çıkmasıdır. Bir başka temel sakınca da, 1986'da SSCB'deki Çernobil'de olduğu gibi kaza sonucu çok tehlikeli radyoaktif sızıntıların olabilmesidir. Rad-yoaktif kirlenme binlerce yıl sürebilir. Günümüzde radyoaktif atık-lar çok sağlam beton koruyucular içinde top-rağa ya da deniz dibine gömülmektedir; ama bunu sonsuza dek sürdürmek de olanaksızdır.

    Sorunların Çözümü
    Çevre kirliliği tüm dünyanın karşı karşıya ol-duğu, acil çözüm gerektiren bir sorundur. Çok sayıda insan bu konuyla uğraşmakla bir-likte, birçok hükümetin ve büyük şirketlerin bu konuda yeterli duyarlığı gösterdiği söylenemez. Çünkü kirliliğe karşı önerilen önlem-lerin maliyeti genellikle yüksektir ve şirketle-rin kârlarını azaltır. Birçok kişi de kirliliğe karşı önlem alınmasını ister, ama bunun için yaşam biçimini ve alışkanlıklarını değiştirme-ye yanaşmaz.
    Çevre kirliliği geç kalınmadan denetim altı-na alınmalı ve kirliliğin azaltılmasına çalışıl-malıdır. Ama başarılı sonuçlar alabilmek için, sanayicilerin bundan doğacak maliyet artışını göze alması ve insanların yaşam biçimlerini değiştirmesi gerekir. Örneğin, elektrik santrallerinin bacalarına filtre konularak zararlı dumanlar süzülüp asit yağmuru azaltılabilir, ama bu uygulama elektriğin fiyatını yükselte-cektir. Öte yandan insanların özel otomobil kullanma alışkanlıklarından vaz geçmeleri de çevre kirliliğinin önlenmesine önemli katkıda bulunacaktır.
    Günümüzde kirliliğe neden olan pek çok madde vardır. Bilim adamları bunları kullan-maktan kaçınmak ya da zararlarını ortadan kaldırmak için yeni yollar bularak, insanın alt-üst ettiği doğal dengeyi yeniden kurmaya ça-lışmaktadırlar. Çevre kirliliğinin önlenmesi için uluslarara-sı alanda çalışmalar yürütülmektedir. 1972'de Stockholm’de toplanan Birleşmiş Milletler İn-san Çevresi Konferansı'na 130'dan çok ülke-den temsilciler katılarak çevre sorunlarını ve bu konuda alınması gerekli önlemleri görüş-tüler. Konuya ilgiyi canlı tutmak için konfe-ransın toplandığı 5 Haziran günü her yıl Dünya Çevre Günü olarak kutlanmaktadır.
    Birçok ülkede çevre kirliliğini önlemek amacıyla yasal düzenlemelere gidilmiştir. Türkiye'de bu konu ilk kez 1971 tarihli Su Ürünleri Kanunu'nda açıkça ele alındı. 1982 Anayasası'nın 56. maddesinde ise "çevre kir-lenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir" hükmü yer alıyordu. 1983'te çıkarı-lan Çevre Kanunu ile çevrenin korunmasına ve kirliliğin önlenmesine ilişkin ayrıntılı ön-lem ve düzenlemeler getirildi. Bu alanlardaki çalışmalar 1978'de kurulan Çevre Genel Müdürlüğü'nce yürütülmektedir.

  6. ENGİN
    Özel Üye
    ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN NEDENLERİ

    Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve toprakta yüksek oranda birikmesi çevre kirliliği oluşmasına neden olmaktadır. Hızla artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarının karşılanması için teknolojinin gelişmesine bağlı olarak endüstrileşmenin de artması gerekmektedir. Bu artış beraberinde var olan doğal kaynakların hızla tükenmesine neden olmaktadır. Çevre Kirliliğinin nedenleri aşağıda kısaca sıralanmıştır.

    Hızlı nüfus artışı,

    Plansız kentleşme,

    Plansız endüstrileşme

    Doğal kaynakların hoyratça kullanılması.

    Çevre Kirliliğinin Önlenmesi İçin yapılması Gerekenler
    Çevre kirliliği tüm dünyanın karşı karşıya ol-duğu, acil çözüm gerektiren bir sorundur. Çok sayıda insan bu konuyla uğraşmakla bir-likte, birçok hükümetin ve büyük şirketlerin bu konuda yeterli duyarlığı gösterdiği söylenemez. Çünkü kirliliğe karşı önerilen önlem-lerin maliyeti genellikle yüksektir ve şirketle-rin kârlarını azaltır. Birçok kişi de kirliliğe karşı önlem alınmasını ister, ama bunun için yaşam biçimini ve alışkanlıklarını değiştirme-ye yanaşmaz.
    Çevre kirliliği geç kalınmadan denetim altı-na alınmalı ve kirliliğin azaltılmasına çalışıl-malıdır. Ama başarılı sonuçlar alabilmek için, sanayicilerin bundan doğacak maliyet artışını göze alması ve insanların yaşam biçimlerini değiştirmesi gerekir. Örneğin, elektrik santrallerinin bacalarına filtre konularak zararlı dumanlar süzülüp asit yağmuru azaltılabilir, ama bu uygulama elektriğin fiyatını yükselte-cektir. Öte yandan insanların özel otomobil kullanma alışkanlıklarından vaz geçmeleri de çevre kirliliğinin önlenmesine önemli katkıda bulunacaktır.
    Günümüzde kirliliğe neden olan pek çok madde vardır. Bilim adamları bunları kullan-maktan kaçınmak ya da zararlarını ortadan kaldırmak için yeni yollar bularak, insanın alt-üst ettiği doğal dengeyi yeniden kurmaya ça-lışmaktadırlar. Çevre kirliliğinin önlenmesi için uluslarara-sı alanda çalışmalar yürütülmektedir. 1972'de Stockholm’de toplanan Birleşmiş Milletler İn-san Çevresi Konferansı'na 130'dan çok ülke-den temsilciler katılarak çevre sorunlarını ve bu konuda alınması gerekli önlemleri görüş-tüler. Konuya ilgiyi canlı tutmak için konfe-ransın toplandığı 5 Haziran günü her yıl Dünya Çevre Günü olarak kutlanmaktadır.
    Birçok ülkede çevre kirliliğini önlemek amacıyla yasal düzenlemelere gidilmiştir. Türkiye'de bu konu ilk kez 1971 tarihli Su Ürünleri Kanunu'nda açıkça ele alındı. 1982 Anayasası'nın 56. maddesinde ise "çevre kir-lenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir" hükmü yer alıyordu. 1983'te çıkarı-lan Çevre Kanunu ile çevrenin korunmasına ve kirliliğin önlenmesine ilişkin ayrıntılı ön-lem ve düzenlemeler getirildi. Bu alanlardaki çalışmalar 1978'de kurulan Çevre Genel Müdürlüğü'nce yürütülmektedir..

  7. ENGİN
    Özel Üye
    İnsanoğlu yüzyıllardır çevresine ve doğaya verdiği zararların bedelini ödemektedir. Kişisel hırslarla, daha çok kazanmak arzusuyla, tembellikle, sorumsuzlukla doğaya zarar verenler kendilerinin doğanın bir parçası olduklarını ve verdikleri zararın kendilerine döneceği gerçeğini gözardı etmişlerdir. Yüzlerce yıldır çevreye verdiği zarardan çok çeken insanoğlunda bir çevre bilincinin oluşması (en azından önemli bir kısmında) çok yeni sayılır. 1970'li yıllardan sonra Dünya'da çevremizle ilgili hissedilir derecede bir duyarlılık oluşmuş ve bu olgu çevrebilim(ekoloji) adıyla bilimsel platformda yoğun bir şekilde ele alınmaya başlanmıştır.

    ÇEVREYE VERİLEN ZARARLAR
    Çevre kirliliğinin doruğa ulaşmasında 19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi'nin büyük etkisi olduğu doğrudur. Fakat çevre kirliliğinin bu tarihte başladığını zannetmek büyük bir hatadır. çevre kirliliği çok eski çağlardan beri vardır. Fakat çevre biliminin ve ciddi bir ekolojik bilincin oluşması yenidir. örneğin ormanların bilerek yakılması insanoğlunun çevreye çağlar boyunca verdiği zararın bir örneğidir. Orman yangını, çağlar öncesinde insanların sık sık yakalandığı sinüzit ve antrakoz (akciğerlerde siyahlaşma) gibi hastalıkların başlıca nedenidir. Fakat bunu yapan insanların, bu hastalıkların sebebinin, doğaya kendi elleriyle verdikleri zararlar olduğunu anladıklarını hiç sanmıyoruz.

    Ortaçağ'da da çevre kirliliğinin önemli bir sorun olduğu anlaşılmaktadır. İngiltere'de evlerinin önüne insanların dışkılarını atmaları o kadar büyük bir sorun olmuştur ki 1345 yılında bunu yapanlar 2 şilin para cezasına çarptırılmaya başlanmıştır. 12. yüzyılda ise Fransa'da Philippe Auguste sokaklardaki iğrenç atıkların kaldırılmasını ilk emreden kral oldu. Bunun üzerine dışkılarını akarsulara atan halk kendi ana içme suyu kaynaklarını kirletti. çevre kirliliği hakkında ilk bilinen yasa 1388'de İngiltere Parlementosu'nda kabul edildi. Bu yasaya göre akarsulara ve sokaklara dışkı atılmayacaktı. Yasayı uygulamayan yönetici, o çevrede yaşayanlarca kralın mühürdarına şikayet edilecekti. İnsanların kendi elleriyle doğayı kirletmelerinin sonucunda, kendilerinin gördükleri zararın dayanılmaz boyuta ulaşmasıyla, ancak devlet yasasıyla kendilerini koruyacakları kanaatine vararak oluşturdukları ilk yasa, bahsettiğimiz yasadır.


    19. yüzyıl sanayileşmesinde ise ortaya çıkan tablo korkunçtur. Tüm sanayi bölgelerinde met@lurji ve demir çelik kuruluşları karaları, suları, havayı kirlettiler. Charles Dickens'in romanları, komünizmin teorisyeni Friedrich Engels'in yazıları, Londra'nın kirlenmişliğinin kitaplardaki en bilinen delilleridir. 1930'da hava kirliliğinden Belçika'nın Mosa Vadisi'nde 63 kişi öldü. 1952 yılında ise Londra'da yaşanan felaket çok daha büyüktü. 4000'i aşkın kişi nefes alma zorluğundan, insanların doğayı tahribinin bir sonucu olarak öldü.


    Günümüzde de durum pek parlak değildir. Belki böyle toplu ölümlere rastlanmıyor ama Dünya Sağlık örgütü'nün açıklamalarına göre bir milyarı aşkın insan hava kirliliğinin doğrudan tehdidi altındadır. Yıllarca toplanan çöplerin denizlere dökülmesi sonucunda bu pislikten geçmişte ne kadar insanın zarar gördüğünü tespit etmek ise mümkün değildir. üstelik günümüzde de denizlere çöp dökülmesi şeklindeki uygulama tamamen terkedilmiş değildir. Gerek deniz altı canlılarını öldüren, gerekse bunların vücutlarında zararlı maddeler birikmesine yol açan deniz kirliliği, sonuçta yine insanoğluna zarar vermektedir. Günümüzde, sayamadığımız tüm bu kirliliklerin kanser gibi birçok hastalıkta önemli etkisi olduğu kabul edilmektedir..

  8. ENGİN
    Özel Üye
    Çevre Kirliliği

    Doğal çevre, yani hava, su, yüzey kirlenmesini anlatan terim. Çevre kirlenmesinin nedeni sanayileşme değil; insan sağlığını umursamaz biçimde sanayileşme, yerleşme ve teknoloji kullanımıdır. Fabrika, kalorifer ve soba bacalarından, motorlu araçlardan çıkan zehirli gazlar hava kirlenmesinin bilinen etkenleridir. Alışılagelmiş etkenlerin dışında, nükleer silâh yapımı, kullanımı ve denemelerinden doğan radyoaktif kirlenme, çok daha büyük tehlikeleri içermektedir. Örneğin, ABD tarafından Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan (1945) atom bombasının yol açtığı radyoaktif kirlenme, bu kentlerde ve çevrelerinde kanser ve sakat doğum oranları vb.'nin yüksekliğiyle etkisini sürdürmektedir. Fabrikalardan, kent kanalizasyonlarından deniz, göl ve akarsulara bırakılan kimyasal atıklar, zehirli tarım ilâçları, denetimsiz nükleer santralların radyoaktif atıkları su ve yüzey kirliliğine neden olurlar. Çevre kirlenmesi, canlıların ve bitkilerin ekolojik dengesini bozarak süreğen hastalıklara ve onların yok olmalarına yol açar. Çevre kirlenmesinin özellikle insanlarda görülen en yaygın sonucu; çeşitli solunum yolları, göz hastalıklarıyla, kanserin artması ve çocukların gelişmesinde yarattığı önemli engellerdir. Bugün çevre kirliliğine ve yol açtığı olumsuzluklara karşı dünya çapında yaygın ve kitlesel eylemler yürütülmektedir. Akdeniz ülkelerinin imzaladığı Barcelona Antlaşması ve Avrupa Güvenliği ve İşbirliği Konferansı Helsinki Sonuç Belgesi'nde, çevre sorunlarının uluslararası önemi ve kirlenmeye karşı işbirliğinin zorunluluğu vurgulanmıştır.

  9. Ziyaretçi
    nerde lan hastalık isimleri

  10. Ziyaretçi
    buldummmm çok sağolun

  11. Ziyaretçi





    Teşekkür ederim

  12. Ziyaretçi
    bulduuuum

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
Çevre sorunları nedeniyle ortaya çıkan hastalıklar,  çevre kirliliğinin yol açtığı hastalıklar,  çevre kirliliği salgın hastalıklara neden olur,  çevre kirliliğinin neden olduğu hastalıklar,  çevre sorunlarıyla ortaya çıkan hastalıklar
5 üzerinden 3.00 | Toplam : 7 kişi