+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Osmanlı Develetindeki Vakıflar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Osmanlı Develetindeki Vakıflar




    Soru: Arkadaşlar Osmanlı Devletindeki Vakıfları Bulamıyorum.yarına Kadar Lazım Bu Vakıfların Neler Yaptıklarınıda Bulmam Lazım.yarın ödevi Vermem Gerekiyor.bana Yardımcı Olacak Biri Olursa çok çok Sevinirim.en Kısa Zamanda Yanıtınızı Bekliyorum.şimdiden çok Teşekkürler.iyi Günler ?







  2. Ensar
    Özel Üye





    Cevap: Osmanlı Devletinde Vakıfların İşlevi ve Önemi


    Yrd. Doç Dr. Atilla BATUR
    Geçen sayıdaki yazımızda vakıfların, asırlar boyunca kişilerin mallarını belli amaçlara tahsis etmesiyle doğduğunu, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma esasına dayalı hukukî bir müessese olduğunu belirtmiştik. Bu yazımızda ise; Vakıf müessesesiyle ilgili dini kaynakları ve Osmanlı dönemi vakıf anlayışını özetlemeye çalışacağız. Vakıf çeşitlerinden Para vakıfları ile Kitap Vakıfları hakkında kısa bilgiler vererek konumuzu tamamlayacağız. .
    Vakıf müessesesi ile ilgili kabul edilen en önemli hadis Ebû Hureyre'nin rivâyet ettiği: "İnsan öldüğü zaman bütün amelleri kesilir, bunun üç istisnâsı vardır; sadakai câriye, kendisinden sonra faydalı olacak bir ilim ve kendisine hayır dua eden sâlih bir çocuk" hadisidir ki ilim adamları, hadiste geçen sadakai câriye sözü ile vakıf müessesesinin kastedildiğini söylemişlerdir.
    Hadiste bahsedilen üç şeyden ilki, kıyamet gününe kadar bâki ve geçerli olan sadakadır ki vakıf suretiyle inşa olunan hayrî eserlerdir. Çünkü hayatında kazandığı mallarla hayrî eserler inşasına muvaffak olan insanın, yaptırdığı bu eserlerden halk faydalandığı müddetçe, yine halk tarafından daima hayır ve rahmetle anıldığından, bu sebeple o insanın vefatıyla ameli kesilmez. Kıyamet gününe kadar o kimsenin amel defterine sevap yazılmaya devam olunur. Bütün bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Sadakai câriye dendiğinde bu ifadeyle vakıf (çeşme, köprü, hastane, cami, mektep yapmak, ağaç dikmek vb.) kastedildiği ve vakfedilen unsurun menfaatinin yeryüzünde devam edip gittiği yani bir süreklilik arz ettiği anlaşılmaktadır.
    İslam Hukukunda vakıf çok ciddi bir müessese olarak algılandığından, isteyen kişinin, istediği yerde ve istediği şekilde vakıf kurması doğru kabul edilmemiştir. Zamanın şartlarına uygun ve öncelikli ihtiyaçların karşılanması gözetilerek Vâkıfta ve vakfedilen şeyde belli kurallar aranmıştır. Bunlar;
    1. VAKFEDEN(Vâkıf)'DE ARANAN ŞARTLAR
    a. Vâkıf, mülk edinebilme ve bu mülkünü dilediği gibi kullanabilmeye ehil olmalıdır. Temlik açısından ehil olmakla, şahsî malını bir başkasına belirli bir bedelle veya bedelsiz olarak temlik edebilme; teberru'a ehil olmakla ise, bir şahsın kendi malını veya hakkını karşılıksız olarak temlik veya iskat edebilmesi ve yaptığı bu muamelenin hukukî açıdan geçerli olması kastedilir. Buna bağlı olarak vakfeden kişinin akıl sahibi, hür ve bâliğ olma şartı söz konusudur.
    b.Vâkıfın vakfa rızası olmalıdır. Vâkıf, vakfı kendi isteği ile kurmalı, her hangi bir zorlama olmamalıdır. Çünkü bir zorlama ile yapılan vakıf sahih olmaz.
    c.Vâkıfın borcundan dolayı mahcur (hacz olunmuş) bulunmaması gerekmektedir.
    d. Vâkıf, vakfettiği şeyi inancı gereği hayır ve sevap kazanmak niyetiyle vakfetmelidir.
    2. VAKFEDİLEN ŞEY (Mevkûf)'DE ARANAN ŞARTLAR
    a. Vakfedilen şey a'yn (vakfedene ait mal) olmalıdır.
    b. Vakfedilecek mal akar (ev, dükkan, tarla vb. gelir getiren mülk) olmalıdır.
    c. Vakıfta müebbetlik şartı olmalıdır.
    d. Vakfedilen şey belirli ve bilinen olmalıdır.
    e. Vakfın müncez (sonuçlandırılmış) olması şarttır. Çünkü mevcut ve muhakkak olmayan bir şeye bağlı olarak kurulan vakıf sahih olmaz.
    f. Vakfedilecek bina veya ağaçlar "müstahikku'lkâl'" yani yıkılmaya ve sökülmeye mahkum olmamalıdır.
    g. Vakfedilen şey vakfetme sırasında vâkıfın malı olmalıdır.
    h. Vakfın meşrûtun leh'inin yani vakıftan yararlanacakların açıkça belirtilmesi şarttır.
    i. Vakıf hayır amacıyla yapılmalıdır. Çünkü vakıf kurma muamelesinde günah kategorisine girmeyen her şey meşrû kabul edildiğinden, kişi ancak Allah'a yakın olma (kurbet) ve sevap kazanma amacıyla, malını dînî, hayrî veya sosyal bir gaye uğruna ebedî olarak tahsis edebilir.
    6. Osmanlı Devleti'nde vakıf
    Osmanlı Devleti(12991920)'nin kurulmasıyla birlikte vakıf müessesesi son derece yaygınlaşmış, devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu hemen her konudaki kamuya yönelik hizmetler, vakıflar tarafından yürütülmüştür. Özellikle Tanzimât'ın ilanı(1839)'na kadar, eğitim öğretim hizmetleri, sağlık hizmetleri, belediye hizmetleri, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, hatta askerî alanda kurulan vakıflarla, dînî ve ahlâkî açıdan toplumun yararlandığı her türlü hizmet bu müessese tarafından sürekli ve kesintisiz bir şekilde devam ettirilmiştir.
    Müslümanlar nazarında, insanların yararlanacağı her hizmetin ibâdet şeklinde telâkki edilmesine bağlı olarak vakıf müessesesi, Osmanlı döneminde yürüttüğü hizmetler açısından zirveye ulaşmıştır. Sultanlar ve aileleri başta olmak üzere, zenginlik ve kariyer bakımından en yüksek konumda bulunanlardan en mütevâzi durumdakilere kadar toplumun her kesiminden insanlar, Allah'ın rızasını kazanma, O'nun azabından korunup cennetlik kul olabilme ümidiyle, câmiler, mektepler, medreseler, kütüphâneler gibi ilim müesseseleri; hastaneler, hamamlar, hanlar ve kervansaraylar, imaretler vb. sağlık ve sosyal yardım müesseseleri; çeşmeler, sebiller, su yolları, köprüler ve yollar gibi bayındırlık eserlerini yaparken, aynı zamanda kendilerinden sonraki nesillere de sanat ve estetik açısından mükemmel eserler bırakıyorlardı.
    Esat Arsebük'ün ifadesiyle, Osmanlı İmparatorluğu devrinde çok büyük bir gelişmeye mazhar olan vakıflar sayesinde bir adam vakıf bir evde doğar, vakıf bir beşikte uyur, vakıf mallardan yer ve içer, vakıf kitaplarından okur, vakıf bir mektepte hocalık yapar, vakıf idaresinden maaşını alır ve öldüğü zaman vakıf bir tabuta konulup, vakıf bir mezarlığa gömülürdü.
    Ahlâkî ve insânî ödevlerin yerine getirilmesinde topluma en faydalı ve en uygun müessese olan vakıf aracılığıyla yürütülen sosyal ve kültürel hizmetler adeta devletle özdeşleşmiş, Osmanlı'nın yükseliş döneminde zirveye çıkıp, devletin zayıflama ve gerileme sürecinde ise zayıflayıp dejenere olmasıyla bir anlamda devletin idare ve uygarlık tarihi ile paralellik arz etmiştir.
    VAKFIN ÇEŞİTLERİ
    a. Para Vakıfları
    Osmanlı Devleti döneminde bir hayli önem kazanan para vakıfları (nükûd evkâfı) Osmanlı Devleti'nin sona ermesine kadar, toplumda büyük bir kabul görmüştür. İstanbul'da 14561494 tarihleri arasında kırk bir adet, 14951519 tarihleri arasında iki yüz kırk dört adet, 15201546 tarihleri arasında ise altı yüz elli üç adet para vakfı olduğu düşünülürse, para vakıflarının Osmanlı döneminde ne kadar önemli bir yer tuttuğu görülebilir.
    Para vakıflarından elde edilen gelirler, vâkıfların şart koştukları çeşitli hayır işlerinde kullanıldığı gibi, sosyal alanda değişik birtakım hizmetlerin yürütülmesinde de kullanılıyordu. Mabetlerin acil ihtiyaçlarının giderilmesi, mahallede bulunan dul, yetim ve kimsesizlere aylık verilmesi, asker ailelerine yardım edilmesi, işleri yolunda gitmeyen esnafa faizsiz kredi verilmesi gibi sosyal yardımlaşma örnekleri para vakıflarının işlevlerinden idi.
    b. Kitap vakıfları
    İslâm Dîni'nin, vakıfların kurulmasını ve desteklenmesini teşvik etmesi sonucu, hükümetlerin yapması gerekli olan birçok hizmet vakıflar sayesinde yürütülmüş, buna bağlı olarak kitap vakıfları da İslâm ülkelerinde -özellikle Osmanlı Devletinde- son derece yaygınlaşmıştır. Elmalı'lı Hamdi Yazır'ın ifadesiyle, hükümetlerin yapması gereken hizmetler ile vakıf yoluyla müslümanların gerçekleştirdiği hizmetleri karşılaştırmak için, kütüphanelere şöyle bir bakmak yeterlidir.
    Hilâfet merkezi olan İstanbul'da şahısların kurduğu birçok kütüphaneye karşılık, hükümetin kurduğu yalnızca bir tek kütüphane vardır ki, o da kıymet açısından orta seviyede vakıf kütüphanelerden Veliyyü'dDîn veya Râgıp Paşa kütüphanelerinden birine dahi denk değildir. Osmanlı döneminde ülkenin kalkınması için yalnızca hükümetlerin himmeti beklenseydi, gidilecek okul veya okunacak kitap bulunamayabilirdi. En önemlisi, İslâmiyet bu yolda ferdî teşebbüsleri genişletip teşvik etmeseydi; Hind, Çin, Mısır, Asur, Keldan, Yunan ve İran'ın eğitim ve kültürle ilgili eserleri, bir asırdan az bir zaman içinde İslâm kültür eserleri içine girmezdi. Matbaanın bulunmadığı dönemde, sadece Molla Fenârî'nin kütüphanesinde otuz sekiz bin cilt kitap bulunması, kitap vakfına ne derece önem verildiğini göstermesi açısından yeterlidir.
    Ayrıca, hayrî müesseselerde kullanılacak mefruşatın, düğün toplantılarında gelinlere emaneten verilecek giysilerin, yolculara sütleri ikram edilmek üzere ribatlara tahsis edilmiş olan koyun, keçi, inek gibi hayvanların, tohumları bulunmayan fakir ekincilere ödünç verilecek hububatın, cenazelerde kullanılacak tabut, kefenlik, kazma, kürek gibi alet ve edevâtın vakfedilmesi örf ve âdete binâen sahih kabul edilmiş ve Osmanlı döneminde buna benzer vakıflar teşvik edilmiştir.
    Sonuç olarak diyebiliriz ki; Hayatın hemen bütün dönemlerinde ve alanlarında bulunan vakıfların günümüz sosyal hayatının da önemli bir unsurunu teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Ancak sosyal hayatın daha sağlıklı ve yaşanabilir kılınması için vakıf müesseselerinin yaşatılması ve desteklenmesi gerektiği inancındayız. Sosyal hayatta baş gösteren çürümelerin en etkili ilacı vakıflar olduğu bilincinin devamlı canlı tutulması dileğiyle







  3. Ziyaretçi
    Vakıflar düzene işarettir diye düşünüyorum Ülkenin kalkınması için sağlıklı raporlar hazırlanacak bir kurumdur Vakıflar







+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
5 üzerinden 3.00 | Toplam : 3 kişi