+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Bergson Felsefesinde Gülme anlayışı ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Bergson Felsefesinde Gülme anlayışı





  2. Hasan
    Özel Üye





    Cevap: kişi hakkında bilgiler


    BERGSON FELSEFESİNDE SEZGİ


    Bergson anlayış gücünün gerçeği kavramadaki yetersizliğini kendi
    düşünce düzeni içinde başka bir , yetiyle gidermeye çalışmıştır. Onun
    "sezgi" adını verdiği bu yeti yapısı gereği kişinin içevreniyle
    ilgilidir. Sezgi (intuition-intuıtus) içten olanı, özde bulunanı görme
    anlamındadır. Araç yapan insanın (homo faber) başlıca özelliği anlakla
    donatılmış olmasıydı. Bilen kişinin (homo sapiens) en önemli özelliği
    de kendisinde sezgi denen yetinin bulunmasıdır. Anlak dışa dönüktür,
    sezgi ise içe yöneliktir. Anlağın kavrayamadığı "süre"yi sezgiyle bilme
    olanağı vardır. "Homo sapiens" in bir yetisi olan sezgi özdeğe dayalı
    yaşamın denetimi altında değildir. Sezgi insanın yöneldiği nesne boyuna
    devinen, sürekli bir akış içinde olan, diriliği bulunan, süreç niteliği
    taşıyandır. Sezginin en önemli başarısı süreyi kavramasıdır. İnsanın
    gerçeği bilmesi sezginin gücüne bağlıdır. Sezginin bir yeti olarak
    ortaya çıkması kolay değildir. Kişide kendi içevrenine dönmeyi, kendi
    "temel ben"inin Varlık alanına girmeyi sağlayan bir çabayı gerektirir.
    Bu çaba doğal eğilimlerin akışına karşıt bir girişimdir. Bu girişim ise
    güçlü bir içedönüş eylemidir.
    Sezgi bilgi kuramıyla bağlantılıdır, bilginin kazanılmasında başlıca
    kaynaktır. Bergson' un felsefesinde sezgiye dayanan yöntemin
    uygulandığı en önemli alan bilgi sorununun ortaya çıktığı yerdir. Ona
    göre bilgi kuramı belli bir ölçüde ruhbilimin ilgi ortamına girer. Bu
    ortamda bellek kavramıyla karşı karşıya gelinir. Bergson belleği yapısı
    ve niteliği bakımından, işlevi yönünden ikiye ayırmıştır. Birincisi
    gövdeye bağlı, sürekli yinelenmelerden oluşan, kendiliğinden sürüp
    giden bir işleve dayanır, ikincisi ise anıların imgeleriyle
    ilişkilidir, "salt bellek"tir. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, bilgiyi
    sağlayan yetinin yaşamdan ayrılması olanaksızdır. "Salt bellek"i de bu
    yaşam bağlantısı içinde görmek gerekir, yaşamla olan bağlantı "yaşam
    kuramı" ile "bilgi kuramı" arasında içten bir ilişkinin bulunduğunu
    gösterir.

    Bilginin
    edinilmesinde tek geçerli ilke olan "sezgi"nin kaynağı da yaşamdır. Bu
    nedenle sezgi-bilgi bağlantısı kişiyi yaşamın içine çeker. Ancak, bilgi
    kuramının da anlağı genel gelişimi içinde ele alması gerekir. Yoksa
    "anlağı genel gelişimi içinde görmek istemeyen bir bilgi kuramı, bize,
    ne bilgi öbeklerinin kuruluş biçimini ne de bunları hangi yolla
    genişletip aşabileceğimizi öğretebilir." Anlağın görevi yaşamı
    anlatmaktan çok oluşturmaktır. Yaşam mantık ilkelerine göre
    ilerleyemez, kimi sürelerde yanılmalara düşer, sapar. Buna karşın
    evrensel bir nitelik taşıyan yaşam atılımı (elan vital) kendi
    doğrultusunda gider, değişik bölümlere ayrılarak gelişir. İşte bilgi
    kuramı ile yaşam kuramı arasındaki varlık bağlaşımını sağlayan ilkeyi
    bilmek sezginin işidir. Sezginin güçlülüğü, derinliği bu bağlantıyı
    kavramasıyla orantılıdır.

    BERGSON FELSEFESİNDE ÖZGÜRLÜK, BİLİM VE METAFİZİK



    Bergson' un felsefesinde özgürlük kavramı yeni bir anlam kazanır. Ona
    göre özgürlük başka bilgelerin ileri sürdükleri gibi bir devinme ve
    davranış sorunu değildir. Özgürlük yaşam atılımı içinde bir oluş,
    sürekli ilerleme ve süredir. Bu oluş ve ilerleme, süre durağan ve
    kesintili olmadığına göre özgürdür. Bilimin kökeni bilmedir, bilginin
    sağladığı olanaklarla kurulu dizge bütünüdür. Bu nedenle sürekli bir
    oluş, bir ilerlemedir, gelişmedir. Kendi içine kapalı, kendi çevresinde
    dönen bir bilimin geçerliği yoktur. Bu nedenle "bir bilimin genellikle
    başarabileceği en önemli iş kazanılmış sonuçları yeni bir birliğe
    sokmaktır." Bilim böylece insana yararlı olabilir. Bu yarar, kişinin
    gelişim süreci içinde, bilimle kurduğu ilişkinin gerekli bir sonucudur.
    Ancak, burada sözü geçen "yarar" pragmacılığın ileri sürdüğü anlamda
    değildir.
    Sanat bir yaratı alanıdır, dolayısıyla gelişimle, ilerlemekle
    bağlantılıdır. Bergson sanatın insan için yararlı olması gerektiğini
    ileri sürmüş, "yarar gözetmeyen sanat, yarar gözetmeyen düşünce gibi
    bir süstakısıdır." demiştir. Ona göre sanat bir buluştur, yenilik
    getiren, gelişime katkısı olan bir nesneyi ortaya koyuştur.
    Ancak burada sözü geçen "buluş" bilgi verilerine dayanan, bilinen
    nesnelerden yola çıkan bir eylem anlamındadır. Bergson, en yeni
    buluşların bile bilinen nesneleri bir düzene koymak olduğu görüşünü
    savunmuştur. Bilinen nesneler, bilincin akışı içinde olan, yaşam
    atılımıyla bağlantısı bulunan, sürekli bir gelişim akışında yer alan
    varlıklardır, birtakım gelişigüzel türetmeler değildir. Bergson'un
    felsefesinde metafizik önemli bir yer tutar, ancak onun "eski felsefe"
    dediği düşünce dizgesinin anladığı metafiziğe karşıt bir görüşü
    benimsemiştir. Felsefenin konusu yaşamın bütünüdür, insanı çevreleyen
    sınırsız evrendir. Bu evreni kavramak da sezginin başarısıdır. Sezgi
    yaşamın ve bütün gerçekliğin bir "oluş" olduğunu kavrar. Gerçekte
    nesneler değil, eylemler vardır, eylemler bir "oluş" niteliği
    taşıdığından "varlık oluştur." Oluşun kapsamı varlık kavramınınkinden
    çok daha geniştir. Bilimin açıkladığı varlık alanı özdekle
    bağlantılıdır, oysa özdeğin kendisi bile bir devinim ve atılımdır.
    Devinim iki türlüdür. Biri yaşam atılımının kapsamına giren "yükselen
    devinim", öteki özdek alanında ortaya çıkan "alçalan devinim". Bu iki
    devinim türü varlığın temelini oluşturur. Özdek dağılan, bölünen
    yaratıcı bir davranış niteliği taşır, buna karşın yaşam uzamla
    bağlantılı olmayan, daha çok ruhbilim alanına giren bir atılımdır.
    Özdek-yaşam karşıtlığından doğan olayın benzerini bilinç alanında görme
    olanağı vardır. Bu alanda temel karşıtlık sezgi ile anlak arasında
    ortaya çıkar. Sezgiyle yaşam eşdoğrultuludur, anlak karşıt yönlüdür.
    Anlağın bir varlık olarak özdeğe göre düzenlenmesi bundandır. Eski
    felsefe bu gerçeği görememiş, yalnız anlak ve onun kapsamı içine giren
    kavramlarla yetinmiştir. Sorunlara sağlıklı bir çözüm bularak başarıya
    ulaşamayışının nedeni budur.



    BERGSON FELSEFESİNDE ETİK VE DİN



    Etik konusunda Bergson'un gelenekçi felsefeden ayrı bir yol tuttuğu
    görülür. Ona göre "ahlaklın iki türü vardır. Biri içedönük (kapalı)
    ahlak, öteki dışadönük (açık) ahlaktır. Leş deux Sources de la Morale
    et de la Religion adlı yapıtında işlediği ahlak sorununu dinle birlikte
    ele almıştır. Kapalı ahlak'ın kaynağı içgüdüye dayalı eylemlerin
    toplumla olan ilişkileridir. Bu eylemler, toplum yaşamının sürekli
    baskısı altında, kendiliğinden biçimlenerek birer töre niteliği
    kazanmıştır. Kişi bunlara bir içgüdü eyleminde olduğu gibi uyarak
    davranır. Bireyin "ben"i ile bu tür ahlak ilkeleri arasında uyuşmazlık
    çıktığında gerginlik artar, kişi topluma karşı direnir. Bu ahlak türü
    baskı altına alıcıdır. Açık ahlak ise üstün insanlara özgü olan ve
    tarihte benzen az bulunan kişilerde ortaya çıkan bireysel ahlaktır. Bu
    ahlakın kaynağı baskı değil esindir, yaratıcı, ilerletici bir nitelik
    taşır. Onun açık oluşu bütün yaşamı kuşatması yüzündendir. Özgürlük
    duygusunun gelişmesinde etkili olan açık ahlakın belli bir nesnesi
    yoktur. Bergson ahlak sorununu incelediği yapıtında dine de geniş yer
    vermiş, onunla ilgili görüşlerini ayrıntılı olarak sergilemiştir. Ona
    göre dinin de ahlak gibi iki türü, iki ayrı kaynağı vardır. Din
    "durağan din", "devingen din" olmak üzere ikiye ayrılır. Durağan din,
    kişinin varlığını ilgilendiren, doğanın geliştirdiği bir korunma
    aracıdır. Kişiyi içinde yaşadığı topluma bağlayan, bireyle toplum
    arasında uyum ve birlik sağlayan bu tür dindir. Bu dinin başka bir
    kaynağı da ahlakın bir söylence niteliği kazandırdığı kişisel
    işlevlerdir. Devingen dinin kaynağı gizemciliktir. Bu nedenle yaşam
    atılımıyla yakın ilgisi vardır. Bergson çağdaş felsefeye getirdiği yeni
    sorunlarla, bu sorunlara aradığı çözümlerle ilgi çekmiş, özellikle
    felsefeye ruhbilim açısından bakanlar üzerinde etkili olmuştur.


    • YAPITLARI (başlıca): Matiere et Memoire, 1896, ("Özdek ve Bellek");
    Le Rire, 1900, (Gülme); l'Evolution Creatrice, 1907, (Yaratıcı Tekamül,
    1947); Leş deux Sources de la Morale et de la Religion, 1923, (Ahlak
    ile Dinin İki Kaynağı, 1949), Leş Donnees Immediates de la Conscience,
    1889, (Şuurun Doğrudan Doğruya Verileri, 1950).








+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
bergson gülme
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi