+ Yorum Gönder
Öğretim ve Edebi Türler Bölümünden Mevlana Yazıları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. YapRock
    Forumun Herşeyi


    Mevlana Yazıları





    Mevlana Yazıları Forum Alev
    ‘Kelam sahibi olan Allah bulutun kulağına bir sır söyledi,gözünden su tulumu gibi yaşlar boşandı.Gülün kulağına bir sır söyledi;o nu renk ve rayiha saltanatı ile güzelleştirdi.Taş’a bir sır söyledi;onu maden içinde akik etti.Yani latif sıfatı ile tecelli edip buluttan su akıttı,gülü güzelleştirdi,taşıda kıymetlendirdi.
    İnsan vucuduna bir sır verdi.o sırrı muhafaza edenleri sonsuzluğa yüceltti.İlahi alemden ilham alan bu vucutlar,cisimden kurtulup Hakk’la yakınlığın sırrına erdi….
    MEVLANA










  2. YapRock
    Forumun Herşeyi





    Hz. Mevlana'yı Okumak
    " Ben be'nin altındaki noktayım "
    sadık yalsızuçanlar




    Modern zamanların kalbi yaralı ve zihni örselenmiş biçareleri olarak bizler, kendi irfani geleneğimizin kaynaklarını okuma konusunda kaygı verici engellerle karşı karşıyayız.
    Bunun ötesinde, irfani ve hikemi eserlerin okunmasında şöyle bir sorunla da yüzyüzeyiz: Bu eserler, müelliflerinin manevi tecrübeleri olduğundan, bizim onları sözgelimi modern anlatılar gibi 'okuyup' anlamamız ve istifade etmemiz hayli güç.
    Bu bağlamda önümüzdeki yıl Hz. Mevlana etrafında yapılacak muhtemel çalışma ve etkinlikler baştan böylesi ciddi tehlikelerle karşı karşıya.
    Örneğin bir Hz. Mevlana filmi çekilecekse, bunun her şeyden önce metninden, senaryosunda ve tretmanlarında Hz. Pir'in manevi dünyasının nasıl yansıtılacağı ciddi bir sorun.
    Bizim irfani geleneğimizin bu büyük bilgeleri, eserlerindedir. Kaldı ki, eserleri 'müşahade'lerinden ibaret olduğu, hatta binlerce müşanedatından biri olduğu için, filmi gerçekleştirecekleri aşılması güç manialar beklemektedir.
    Söz konusu Hz. Pir olacaksa, O'nun sırları ve hikakati, büyük oranda Mesnevi-i Şerif'te aranmalıdır.
    Mesnevi-i Şerif ise, şerhsiz ve kılavuzsuz okunursa yine de feyze medar olabilir ama, bu kavrayış daima ek------, hatta yer yer yanlıştır.
    Buradan hareketle denebilir ki, bir Hz. Mevlana filmi veya anlatısı gerçekleştirecek olanlar, en azından iki üç Mesnevi Şerhi'ni mutlaka dikkatle, döne döne okumalıdırlar.
    Bunlar arasında Bursevi'nin şerhi acizane kanaatimce en değerli, en fazla ilgi ve dikkati hak edenidir. Şefik Can üstadın da şerhi son derece nitelikli olmakla birlikte Bursevi şerhi vazgeçilmezdir.
    Mesnevi'nin tümü, ilk onsekiz beyitte saklıdır. İlk onsekiz beytin sırrı ilk beyittedir. İlk beytin gizi ise, be harfindedir, be harfi ise altındaki noktada gizlidir.
    Efendimiz'den naklen rivayet edilmiştir ki : 'Kuran Fatiha'da, Fatiha Besmele'de, Besmele be harfinde, be harfi ise ayırt edici bir noktada gizlidir, işte ben, o ayırt edici noktayım.'
    Bursevi şerhinden öğreniyoruz ki, Mesnevi'de, şikayet, hikayet'ten önce gelmektedir :
    "Yarılmış gönlüme senden ulaşan her ney oluğu, kabrimin başında inleyen ney olur. Ben, canın canından şikayet ediyorum, fakat şikayetçi değilim, sadece rivayet (hikayet) ediyorum. O canın dudağından uzakta inleyen bir neydir. Dinle neyden hikayet ediyor, o şeker gibi dudaktan ayrı kalmış, ayrılıklardan şikayet ediyorBen, be'nin altındaki noktayımCümkle mana bir imiş, bunca tekrar nedirHer şey benimle ayakta durur (veted, sütun, insan-ı kamil)"

    Bursevi be'nin sırlarını açıklarken şu şerhleri düşüyor :
    Besmeleye uygunluğu. Tevbe suresi, besmelesiz inmiştir lakin be ile başlar.
    'Bişnev'le başlaması, bu anlamda Mesnevi-i Şerif'in besmeleye uygun biçimde ve adeta besmeleyle başladığı anlamına gelir.
    O'nunla, O'nun adına ve O'na başlamak
    Ve 'Bişnev' nun ile biter, 'ben, be'nin altındaki noktayım sırrı gerçekleşir.
    Toplayıcı nun, kitabın anasıdır. Kitabın aslı varlıktır., 'Alan bir kıldan alır' ancak. 'Herşey, benimle ayakta durur.' Varolanlar, melekutlarıyla kaimdir, ayakta durur; melekut, Allah'ın kudret elindedir.
    Be, başlangıca ve o başlangıcın Mesnevi olduğuna işarettir, be'nin sayısal değeri 2'dir, bu bakımdan anlamlıdır.
    Bir, elif'tir, be, ikincidir.
    Elif, yani 1, Vahidiyyet'in imgesidir., Allah, tecelli aleminde vahittir, tecellinin olmadığıgayb alemlerinde ehad'dir, tek'tir, ona mutlak teklik, ehadiyyet denir.

    Be, Latif ism-i şerifinden doğar. Mesnevi-i Şerif, Latif olan Bari isminin tecellisidir. Ruhun lütfu olmadıkça, hakikatlerin ve latifelerin alemine girmek imkansızdır.
    Be, yaratılışın belirmesine işarettir. İnsan, taayyün'de, elif biçimindedir. Mesnevi, görünen ve görünmeyen alemlerin sırlarına ilişkin olduğundan, be, elif'e tercih edilmiş, ondan önce gelmiştir. Çünkü insanın yaratılışı, taayyün'e tabidir. Be kelimesinde, bu yüzden elif be'ye tabidir. 'Evvel olan evveldir' sırrınca, be, öne alınmıştır.
    Be'nin altındaki birlik noktası, Allah'ın öncesizlik düzeyindeki belirlenimine işarettir. İnsanın sırrı buradan gelir. Bişnev'deki ikinci nokta (ş'deki), Yaratıcı'nın sıfatlarının belirmesine işarettir. Sultani Ruh, onun mazharıdır. Üçüncü nokta (ş'deki) fiillerin (ef'al) belirmesine işarettir. Hayvani Ruh, onun mazharıdır. Be ile başlangıçta, biçim ve anlamın gerçekleşmesine imada bulunulmaktadır. Hz. Ali'den de naklen, 'be'nin altındaki noktayım' ifadesindeki sır, insanın halife oluşuna, hilafetinin başlangıcına ve Muhammedi Hakikat'in kapsamına işarettir. Ruhların nakışları, cisimlerin suretleri, tabii maddeler ve unsurlar, Muhammedi Hakikat'ten oluşturulmuş, doğmuş ve yansımıştır. Bu sonsuz çokluk, o sınırsız birlik'ten gelir. Be'nin noktası tekrarlanınca te ve se olur. Bu belirmedeki artış, be'nin birliğine engel olmaz. Bu sırdandır ki, 'herşeyde O'nun için bir delil vardır. Bu delil, O'nun bir olduğuna işaret etmektedir.'
    Be, elif'e göre münkesir, kırık çizgidir. Bu, tevazu, dolayısıyla da yücelme nedenidir. 'Allah için tevazu gösterenin, Allah derecesini yükseltir' buyrulmuştur.
    Be, Arapça ve Farsça'da bitiştirme ve kavuşturma işlevi görür. Be ile başlaması, Mesnevi'nin asl olana ve sılaya kavuşturma işlevini ima eder.
    Be'nin tek noktası, himmetinin yüceliğine işaret eder. Böylece birlik'ten başka nesneyi kabul etmez. Bu hikmettendir ki, 'Sen Allah de, sonra onları bırak' buyrulmuştur.
    Be, amil harftir, imal ettiğini kendisi gibi çoğaltır. Be'nin durumu, kamil mürşidin haline benzer. Kamil mürşid, kendine gerçek inkisarla tasarrufta bulunduğu gibi, müritlerini de nefs-qi emarenin kötülüklerinden kurtarır ve alçakgönüllü kılar.
    Be, Hz. Pir'in doğum yerine, Belh'e işarettir.
    Berr adını ima eder.
    Bahr demektir ki, Mesnevi-i Şerif, kıyısız bir denizdir.
    Be, bidayet'in de yani başlangıcın da ilk harfidir. Vs. vs. vs
    Bursevi'den nakletmeye çalıştığımız bu notlardan da anlaşılacağı üzere, Hz. Pir'in gerçekliği Mesnevi'dedir. O, dikkatle okunmadan ve anlaşılmadan hakiki anlamda bir Hz. Mevlana veya Mevlevilik filmi gerçekleştirmek, bir anlatı yazmak, bir tiyatro eseri ortaya koymak imkansızdır.
    Böylesi bir bakış açısı ve yaklaşımdan uzak, anakronik, sığ, akılcı, tarihsel, sosyolojik vs. bakış açıları o sahilsiz umman'ı gerçek anlamda anlatmaktan uzak olacaktır.
    Hz. Mevlana'yı ve onun irfani sırlarını ancak, onun eşiğinde medet bekleyenler anlayabilir.

    Kaldı ki bu da bir nasip meselesidir. Vesselam


















  3. YapRock
    Forumun Herşeyi
    1-Bir kimse kendi davranışlarında ki ayıbını görmeye başlarsa, başkasının ayıbıyla meşgul olmaktan uzak durur.
    2- Bir kimse de kendi ayıbından gaflet ederek, görmezden gelirse, başkasının ayıbıyla meşgul olmaktan zevk alır, konuşma konusu yapmaktan lezzet duyar.
    3- Bir kimse Allah'ın kendisine lutfundan ihsan buyurduğu hadsiz rızıkları düşünürse, başkasına ihsan ettiği rızk hasedini çekmez. Şayet kendisine ihsan ettiği rızkı küçümserse, başkasına ihsan ettiği rızkı büyütür, haset etmekten kendini bir türlü kurtaramaz
    4- Bir kimse kendi kusur ve hatasını unutmadan hatırında tutarsa, başkasının hatasını büyük görmez. Ama gaflete dalarak kendi hatasını unutursa, başkasının hatasını büyük görür, ardından konuşmaya başlar.
    5- Bir kimse her daim kendini çok akıllı bilir ve kendine çok güvenerek, kimse ile istişare etmezse, Allah ona en akılsızların yapmayacağı ha taları yaptırarak haddini bildirir.
    6- Bir kimse kendini çok akıllı bilmez, her konuda çevresindeki ehil insanlarla istişare ederse, Allah ona çoğu akıllıların bile düşünemeyeceği iyilikleri ilham ederek, başarıya giden bütün kapıları bir biri ardına açar.
    7- Bir kimse herhangi bir nedenden dolayı haset ederek başkası için bir kuyu kazarsa, çok vakit geçmeden, eninde sonunda kendisi de hırsından kazdığı o kuyuya düşer.
    8- Bir kimse başkasını bir kusuruyla ayıplarsa, kendisi ölmeden aynı kusurla ayıplanır!.
    9- Bir kimse haya (utanma) perdesini atarsa onu başka hiçbir perde gizleyemez.
    1O- Bir kimse başkasının perdesini açarak onların ayıplarını ilan ederse, bir gün kendisinin de perdesi açılır, ayıpları ilan edilir.
    11- Bir kimse ahlaken düşüklerle arkadaşlık ederse, kendisi de ahlaken düşüklerden sayılır. Onun çevresinde iyi olarak bilinmesi, kötülerden sayılmasını önleyemez.
    12- Bir kimse sürekli alimlerle, salihlerle bir arada bulunur, onların meclislerinden zevk alıp oturursa, kendisi cahil de olsa alim gibi ilgi ve alaka görerek, her yanda itibar kazanır.
    13- Bir kimse geçmişini düşünürse sabırlı olur, geleceğini düşünürse tedbirli davranır.
    14- Bir kimse çevresinde bulunan insanlara karşı büyüklük taslarsa, Allah onu küçültür, küçük görünürse Allah onu aziz eder, büyütür.
    15- Bir kimse dini hafife alırsa kendisi de hafife alınır. Dine hürmet gösterirse kendisine de hürmet gösterilir, itibar kazanır.
    16-Bir kimse başkasının malını kendisi için mubah görürse, bir gün birileri de çıkarak onun malını kendisi için mubah görür.
    17-Bir kimse dininin insanlara sunduğu kolaylığı beğenmeyip de aşırıya kaçarsa, bir gün kendisi de kendi eliyle çıkardığı zorluklara dayanamayarak, aşağılara düşer.
    18-İfrat ile tefrit oldukça keskin iki uçtur. İtidalle davranıp orta yolu tercih etmek varken, uçlarda yer almak, gövdeden uzak kalmak demektir. En doğrusu, uçlarda değil de ortada olmak, gövdeyi temsil etmektir.
    19- İbadet ve iyilikleri bir anda haddinden çok yaparak kısa bir zaman sonra bırakmaktansa, o ibadetleri az yapıp ömür boyu devam ettirmek çok daha hayırlıdır.
    2O- Adalet ile zulüm karşılıklı iki yol gibidirler. Birine yönelen ötekine arkasını dönmüş olur. Siz adalet yoluna girin ki, zulüm sizden kendiliğinden uzaklaşsın










  4. YapRock
    Forumun Herşeyi
    BU AKŞAM HİNDİSTAN'DA
    Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
    - Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana
    Adam telaş içinde:
    - Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..
    - Peki ne yapmamı istiyorsun?"
    Adam yalvarır:
    - Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!
    Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:
    - Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür.
    Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
    - Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der.
    Azrail (a.s) cevap verir:
    - Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:
    - "Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!" Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi.
    Osman Nuri, Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su




  5. YapRock
    Forumun Herşeyi
    PERİŞANLIKLAR İKİLİKTEN DOĞAR



    Rivayetçiden şu hikayeyi de dinle: Kazvinlilerin adetleridir; Vücutlarına, kol ve omuzlarına, kendilerine zarar vermeksizin iğne ile mavi dövmeler dövdürürler. Bir Kavzinli, tellağın yanına gidip “Bana bir dövme yap; fakat canımı acıtma” dedi.


    Tellak “ Söyle yiğidim; ne resmi döveyim?” diye sorunca “ bir kükremiş aslan resmi döv” dedi; Talihim aslandır, onun için aslan resmi olsun. Gayret et, dövmeyi adamakıllı yap!” Tellak “Vücudunun neresine döveyim?” dedi. Kavzinli “ İki omzumun arasına”” dedi.

    Tellak, iğneyi saplamaya başlayınca yiğidin sırtı acımaya başlayıp, “ Aman usta, beni öldürdün gitti. Ne yapıyorsun?”diye bağırdı. Usta “ Aslan yap dedin ya” dedi. Kazvinli sordu:” Neresinden başladın? Usta “ Kuyruğundan” dedi. Kazvinli dedi ki:” Aman iki gözüm, bırak kuyruğunu. Aslanın kuyruğu ile kuyruk sokumum sızladı, nefesim kesildi, boğazım tıkandı.


    Aslan varsın kuyruksuz olsun. İğne yarasından yüreğime fenalık geldi, bayılacağım.”


    Usta, “Kavzinliyi kayırmadan, merhametsizce aslanın bir başka tarafını dövmeye başladı. Yiğit yine bağırdı “Burası neresi?” Usta: “Kulağı” dedi. Kazvinli “ Bırak, kulaksız olsun. Orasını da yapma” dedi. Usta bu sefer başka bir yerine başlayınca Kazvinli yine feryat etti: “Bu üçüncü iğne de neresini dövüyor?” Usta:”Azizim, karnı” dedi.


    Kazvinli “Fena acıyor, iğneyi bu kadar çok batırma, bırak, karınsız olsun” deyince Tellak şaşırdı, hayli müddet parmağı ağzında kaldı. İğneyi yere atıp “ Alemde kimse böyle bir hale düştüm mü ki? Kuyruksuz, başsız, karınsız aslanı kim gördü? Tanrı bile böyle bir aslan yaratmamıştır” dedi.

    Kardeş, iğne yarasına sabret ki gavur nefsin iğnesinden kurtulasın.

    Varlıkların kurtulmuş olanlara felek de secde eder, güneş de, ay da. Vücudunda nefsi ölen kişinin fermanına güneş de tabidir, bulut da. Gönlü ışık yakmayı, şulelenmeyi öğrenmiş olan kişiyi güneş bile yakamaz.


    Tanrı; doğması, batması muayyen olan güneş hakkında “Doğduğu ve battığı zaman onların mağaralarına vurmaz; o mağara hiç güneş yüzü görmezdi”demiştir. Bir cüzü, külle ulaşırsa o cüz’ün yanında diken bile, gül gibi baştanbaşa letafet kesilir.


    Tanrıyı ululamak, yüceltmek, nasıl olur? Kendini, varlığını horlamak, toprak mesabesinde tutmakla. Tanrıyı levhidetmeyi öğrenmek nedir? Kendini tek Tanrı önünde yakıp tok etmek. Gündüz gibi şulelenip parlamayı diliyorsan geceye benzeyen varlığını yak!


    Varlığını o varlığı meydana getirenin varlığında bakırı kimya içinde eritir, yok eder gibi eritir, yok eder gibi erit, yok et (de altın ol) Sen, sıkı sıkıya ben’e, yapışmış ( yokluğu ve birliğe ulaşmış) sın. Bütün bozuk düzen işler, bütün bu perişanlıklar, ikilikten meydana çıkıyor.



  6. YapRock
    Forumun Herşeyi
    YAGMURUN SIRRI

    Mustafa, bir gün, dostlarından birinin cenazesiyle ve dostlarla mezarlığa gitti. Onun mezarına toprak doldurdu, tohumunu yeraltında diriltti. Bu ağaçlar, toprak altındaki insanlara benzerler. Ellerini topraktan çıkarıp; halka doğru yüz türlü işaretlerde bulunurlar, duyana söz söylerler.

    Yeşil dilleriyle, uzun elleriyle toprağın içindeki sırları anlatırlar. Kazlar gibi başlarını su içine çekmişlerKarga gibiyken tavus haline gelmişlerdir. Tanrı, onları kış vakti hapsetmişse de baharda o kargaları tavus haline getirir.

    Kışın onlara ölüm vermişse de bahar yüzünden yine diriltip yapraklandırır, yeşertir. Münkirler der ki: “Eskiden beri olagelmiş bir şey. Neden bunu kerem sahibi Tanrı’ya isnad edelim?” Onların körlüğüne rağmen Tanrı, dostların gönüllerinde bağlar, bahçeler bitirmiştir.

    Gönülde kokan her gül, kül sırlarından bahisler açar.

    Onların kokuları, münkirlerin burunlarını yere sürtmek için perdeleri yırtarak dünyanın etrafını dönüp dolaşırlar. Münkirler o gönül kokusuna karşı kara böcek gibidirler; dayanamazlar. Yahut davul sesine tahammül edemeyen beyni zayıf kimseye benzerler.

    Kendilerini meşgul ve müstağrak gösterirler. Şimşek parıltısından gözlerini yumarlar. Göz yumarlar ama, onların bulundukları makamdaki göz değildir ki. Göz odur ki bir sığınak görsün.

    Peygamber, mezarlıktan dönünce Sıddıka’nın yanına giderek konuşup görüşmeye başladı. Sıddıka’nın gözü, Peygamber’in yüzüne ilişince önüne gelip elini onun üstünü, sarığına, yüzüne, saçına, yakasına, göğsüne, kollarına sürdü.

    Peygamber, “Böyle acele acele ne arıyorsun?” dedi. Ayşe “Bugün hava bulutluydu, yağmur yağdı. Elbisende yağmurun eserini arıyorum. Gariptir ki üstünü, başını yağmurdan ıslanmamış görmekteyim” dedi.

    Peygamber “O sırada başına ne örtmüşsün, baş örtün neydi? Diye sordu. Ayşe senin ridanı başıma örtmüştüm”dedi. Peygamber dedi ki: “Ey yeni yakası tertemiz Hatun! Tanrı onun için temiz gözüne gayb yağmurunu gösterdi.”O yağmur, sizin bu bulutunuzdan değildir. Başka bir buluttan, başka bir göktendir.

    Gayb aleminin başka bir bulutu, başka bir yağmuru, başka bir göğü, başka bir güneşi vardır. Fakat o, ancak havassa görünür, diğerleri “ Öldükten sonra tekrar yaratılıp diriltileceklerinden şüphe ederler.”

    Yağmur vardır, alemi beslemek için yağar. Yağmur vardır, alemi beslemek için yağar. Yağmur vardır alemi perişan etmek için yağar. Bahar yağmurlarının faydası, şaşılacak bir derecededir. Güz yağmuruysa, bağa sıtma gibidir.

    Bahar yağmuru, bağı nazü naim ile besler, yetiştirir. Güz yağmuruysa bozar, sarartır. Kış, yel ve güneş de böyledir; bunların tesirleri de zamanına göre ve ayrı ayrıdır. Bunu böyle bil, ipin ucunu yakala!

    Tıpkı bunun gibi gayb aleminde de bu çeşitlilik vardır. Bazısı zararlıdır, bazısı faydalı. Bazı yağmurlar berekettir, bazıları ziyan. Abdalin bu nefesi de işte o bahardandır. Canda ve gönülde bu nefes yüzünden yüzlerce güzel şeyler biter.

    Onların nefesleri, talihli kişilere bahar yağmurlarının ağaca yaptığı tesiri yapar. Fakat bir yerde kuru bir ağaç bulunsa cana can katan rüzgarı ayıplama! Rüzgar, işini yaptı, esti. Canı olan da, rüzgarın tesirini candan kabul etti.

    Peygamber, “Dostlar, bahar serinliğinden sakın vücudunuzu örtmeyin. Çünkü bahar rüzgarı, ağaçlara nasıl tesir ederse sizin hayatınıza da öyle tesir eder. Fakat güz serinliğinden kaçının. Çünkü o, bağa ve çubuklara ne yaparsa sizin vücudunuza da onu yapar “dedi.

    Bu hadisi rivayet edenler, zahiri manasını vermişler ve yalnız zahiri manasıyla kanaat etmişlerdir. Onların halden haberleri yoktur. Dağı görmüşler de dağdaki madeni görmemişlerdir.

    Tanrı’ya göre güz, nefis ve hevadır. Akılla cansa baharın ve ebediliğin ta kendisidir. Eğer senin gizli ve cüzi bir aklın varsa cihanda bir kamil akıl sahibini ara! Senin cüzi aklın, onun külli aklı yüzünden külli olur. Çünkü Akl-ı kül, nefse zincir gibidir.

    Binaenaleyh hadisin manası teville şöyle olur: Pak nefesler bahar gibidir, yaprakların ve filizlerin hayatıdır. Velilerin sözlerinden, yumuşak olsun, sert olsun, vücudunu örtme, çünkü o sözler, dininin zahiridir.

    Sıcak da söylese, soğuk da söylese, hoş gör ki sıcaktan, soğuktan ( hayatın hadiselerinden) ve cehennem azabından kurtulasın. Onun sıcağı, hayatın ilkbaharıdır. Doğruluğun, yakinin ve kulluğun sermayesidir.

    Çünkü can bahçeleri, onun sözleri ile diridir. Gönül denizi, bu cevherlerle doludur. Eğer gönlün bahçesinden cüzi bir zevk ve hal eksilse aklı başında olan kişinin gönlünü, binlerce gam kaplar.

    Sıddıka’nın aşkı çoşup edebe riayetle Peygamber’e sordu: “Ey şu varlığın hülasası, vücudun zübdesi! Bu günkü yağmurun hikmeti neydi? Bu yağmur, rahmet yağmurlarından mıydı, yoksa tehdit için mi yağıyordu, pek yüce, pek azametli Tanrı’nın adaletinden miydi?

    Bu yağmur, bahara ait lutuflardan mıydı, yoksa afetlerle dolu güz yağmuru muydu?” Peygamber dedi ki: “Bu yağmur musibetler yüzünden insanın gönlüne çöken gamı yatıştırmak için yağıyordu.” Eğer Ademoğlu, o keder ateşi içinde kalıp duraydı ziyadesiyle harabolur, eksikliğe düşer, ( hiçbir şey yapamaz bir hale gelir) di.

    O anda bu dünya harap olurdu, insanların içlerinde hırs kalmazdı. Ey can, bu alemin direği gaflettir. Akıllılık, uyanıklık, bu dünya için afettir. Akıllılık o alemdedir, galip gelirse bu alem alçalır. Akıllılık güneştir, hırs ise buzdur. Akıllılık sudur, bu alem kirdir.

    Dünyada hırs ve haset kükremesin diye o alemden akıllılık, ancak sızar, sızıntı halinde gelir. Gayb aleminden çok sızarsa bu dünyada ne hüner kalır, ne de ayıp.



  7. YapRock
    Forumun Herşeyi
    Duy şikayet etmede her an bu ney,
    Anlatır, hep ayrılıklardan bu ney.

    Der ki feryadım kamışlıktan gelir.
    Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

    Ayrılıktan parçalanmış, bir yürek,
    İsterim ben, derdimi dökmem gerek

    Kim ki aslından ayırmış canını,
    Öyle bekler, öyle vuslat anını.

    Ağladım her yerde hep ah eyledim.
    Gördüğüm her kul için ’dostum’ dedim.

    Herkesin zannında dost oldum ama,
    Kimse talip olmadı esrarıma.

    Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
    Nerede bir göz, nerede bir can kulak.

    Aynadır ten can için, can ten için.
    Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

    Ney sesi tekmil, hava oldu ateş,
    Hem yok olsun kimde yoksa bu ateş.

    Aşk ateş olmuş dökülmüştür neye,
    Cezbesi aşkın karışmıştır meye.

    Yerden ayrı dostu ney, dost kıldı hem.
    Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

    Kanlı yoldan ney sunar hep arzuhal,
    Hem verir mecnunun aşkından misal.

    Ney zehir, hem panzehir ah nerede var?
    Böyle bir dost, böyle bir özlem var.

    Sırrı bu aklın, bilinmez akıl ile,
    Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

    Gam dolu günler, zaman hep aynı hal.
    Gün tamam oldu yalan yanlış hayal.

    Gün geçer, yok korkumuz her şey masal.
    Ey temizlik örneği sen gitme kal.

    Kanar her şey tek balık kanmaz sudan.
    Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.

    Olgunun halinden anlar mı ham?
    Söz uzar kesmek gerektir ve’s-selam




  8. YapRock
    Forumun Herşeyi
    Aşkı kimseye sorma Aşkın kendisine sor



    Mevlânâ Hazretleri, “Eğer aşkın şerhini yapmaya kalksam, yüz kıyamet kopar da yine de söz tamamlanmaz”


    sözüyle aşkı “tarif eder”. Aşkı en iyi aşkın kendisi anlatacaktır: “Aşkı kimseye sorma, aşkın kendisine sor!
    Hiç kimsenin ismi, Mevlânâ kadar aşkla özdeşleşmemiştir. Mevlânâ aşkı, ama gerçek İlâhî aşkı, bütün boyutları ve derinliğiyle yaşayan ve yaşatan bir ârifti.
    Aşk gerçi önceleri nefsânî, mecâzî, yani kişinin kendisi gibi bir faniye duyduğu bir aşk olsa bile, insanı olgunlaştıran, yakıp pişiren bir tarafı olduğu için, gerçek aşka bir köprü olur. Bunun için Hz. Pir, “Âşıklık ister nefsânî olsun, ister rûhânî olsun, sonunda bizi ötelere götürecek bir rehberdir.” (Mesnevi, I, 111) buyurur. Ama mecazî aşk mertebesinde oyalanıp kalmamak, Leyla’dan Mevlâ’ya geçmek gerek:

    “Ölüye karşı beslenen aşk ebedî olamaz. Sen canına canlar katan, hiç ölmeyecek olan diriye âşık ol!” (Mesnevi, V, 3272)
    Ama insan mahlukata başka bir gözle bakmayı becerebilirse, aslında her varlıktaki güzelliğin Gerçek Varlık’tan geldiğini, kişi ister farkında olsun ister olmasın, herhangi bir varlığa duyduğu aşkın da aslında onda yansıyan İlâhî güzellik tecellisi sebebiyle olduğunu idrak eder:

    “Sevdiğin her varlıktaki güzellik Allah’tan geliyor. Sen, her neye âşık olursan, o şey ilâhî sıfatlardan biri ile yaldızlanmış, nurlanmış.” (Mesnevi, III, 554)
    İlâhî aşk, tıpkı her türlü pisliği yakıp yok eden bir ateş gibi, insanın olumsuz bütün özelliklerini yok eden manevî bir ateştir: “İlâhî aşk sebebiyle nefsaniyet ve benlik elbisesi yırtılan kimse, hırstan ve bütün kötülüklerden temizlenir.” (Mesnevi, I, 22)


    “Aşk nurlanmaktır”

    Aşk, nurlanmak, nur kesilmektir: “Âşık olmak demek, nûr gelen tarafa pencere açmaktır. Çünkü gönül, gerçek dostun yüzü ile nûrlanır.” (Mesnevi, VI, 3096)
    Mevlânâ’nın bağlı olduğu dünya görüşüne göre, bütün kâinatın varlığa gelişi de hep aşk iledir. Çok atıf yapılan bir kudsî hadiste, Cenâb-ı Hakk’ın: “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim de mahlukatı onun için yarattım”
    buyurduğu rivayet edilmektedir. Yani bütün bu varlıkların meydana gelmesi, Hak Teâlâ’nın gizli olan varlığının zuhur etmeye olan iştiyakı, Hakk’ın tanınmaya olan aşkı sebebiyledir.
    Bütün varlıklar, duydukları aşk sebebiyle hareket eder. “Her cüz’ün başka bir cüz’e meyli vardır. Her ikisinin birleşmesinden bir şey doğar.” (Mesnevi, III, 4416)

    Aşka yakalanan derman istemez
    Aşk aman vermez, bir kere aşka yakalanan bir daha onun pençesinden kurtulamaz: “Ey aman bilmez aşk; senin elinden el-aman, el-aman!” (Mesnevi, VI, 3764)
    Gerçek aşk öyle bir ‘dert’tir ki, ona yakalanan bir daha asla derman bulmak istemez: “Bütün hastalar iyileşmeyi ümit eder, o ümitle yaşarlar. Aşk hastası ise: ‘Benim hastalığımı artırın!’ diye feryad eder.
    Aşk, anlatmakla tükenir şey değildir:
    “Eğer aşkın şerhini yapmaya kalksam, yüz kıyamet kopar da yine de söz tamamlanmaz.” (Mesnevi, V, 2189)
    Aşkı yine en iyi aşkın kendisi anlatacaktır: “Aşkı kimseye sorma, aşkın kendisine sor!” (Divan-ı Kebir)


    “Aşk söze sığmaz, istemekle anlaşılamaz, aşk bir denizdir ki dibi görünmez. Denizin katreleri, damlaları sayılamaz. Yedi deniz de, aşk denizinin önünde küçücük bir göl gibi kalır.
    Aşk, denizi bir tencere gibi kaynatır; aşk, dağı ezer, kum gibi ufaltır. Aşk, gökyüzünü çatlatır, yüzlerce yarık açar; aşk, sebepsiz olarak yeryüzünü titretir.
    Pak, temiz aşk Hz. Muhammed’e eş oldu, dost oldu. Allah, bu aşk yüzünden Peygamber Efendimiz’e ‘Sen olmasaydın, bu gökleri, bu kainatı yaratmazdım!’ diye buyurdu.” (Mesnevi, V, 2733-2737)


    “Şehveti aşk zannediyorsun”
    Günümüzde hiçbir kavram ‘aşk’ kadar kirletilmemiştir. Hz. Mevlânâ’nın sözlerinde, her türlü edepsizliğin, şehvet tatmininin aşk diye nitelendiği bugüne de göndermeler vardır: “İnsaf et; aşk güzel bir iştir. Onun bozulması, safiyetini yitirmesi tabiatın kötü niyetli oluşundan. Sen şehvetini aşk diye adland ırmışsın; halbuki şehvetten kurtulup aşka ulaşabilmek için uzun yollardan geçmek gerek.” (Divan-ı Kebir)
    “Eğer aşk nefsin şehvetinden ibaret olsa idi, eşek ve öküz âşıklar defterinin başında olurdu.” (Divan-ı Kebir)

    Geliniz, aşk nedir bilmek için Mevlânâ’nın önünde diz çökelim, gerçek aşkı o ulu âriften öğrenelim.




  9. YapRock
    Forumun Herşeyi
    Dostun yüzü can aynasıdır.



    Hoh'layıp, puf'layıp onu buğulandırma!



    Sonra ayna seni göstermez olur.



    Toprak, dostu olan bahara kavuşunca coşar ve çiçekler açar..



    Sen topraktan daha aşağı değilsin.



    Öyleyse dost kıymeti bil!




    [ MEVLANA ]




+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
mevlana yazıları,  mevlana yazilari,  mevlana ile yazı,  mevlana yazı,  mevlananın yazıları
5 üzerinden 4.40 | Toplam : 5 kişi